Ravi Sayısı Açısından Hadis / Tirmizi: Boşama Bölümü

Mütevâtir – Âhad

Dinî bilgilerin hemen tamamı habere dayanmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber, Allah’tan aldığı vahyi ümmete haber vermektedir. Zaten Peygamber/Nebi kelime anlamı olarak haber veren kişi demektir.
Hadis Usûlü ilminin gayesi, bir sözün gerçekten Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını tesbit eden yöntemleri ortaya koymaktır. Bu yöntemler hadis alimleri tarafından rivayetlere uygulanır, böylece bir sözün Hz. Peygambe’e ait olup olmadığı tesbit edilmiş olur. Efendimize ait olduğu tesbit edilen rivayetlerin en üstününe mütevâtir denilmekte, bunun dışında kalanlar ise âhad diye isimlendirilmektedir.

A. Mütevâtir

1. Tanımı
Hadis ıstılahında mütevâtir, “her nesilde yalan üzerinde anlaşmaları adeten imkansız sayıda kişiler tarafından rivayet edilen haber” anlamında kullanılmaktadır.
Mütevâtir haber, sadece hadisin değil aynı zamanda fıkhın ve kelâmın konusu olduğunu bilmemiz gerekir.

Yapılan tanımlardan yola çıkarak mütevâtir’de bulunması gereken şartları iki başlık altında zikredebiliriz.

a. Her nesilde yalan söylemeleri mümkün olmayan sayıda kişiler tarafından rivayet edilmiş olması. Bazı alimler bir haberin mütevâtir şartını taşıyabilmesi için belirli sayıda kişiler tarafından rivayet edilmesi gerekir demişlerdir. Herkesin kabul ettiği bir sayı bulunmamakla birlikte bu sayının; dört, beş, on, on iki, yirmi, kırk, yetmiş, yüz, üç yüz on üç, bin dört yüz gibi rakamlar zikredilmiştir. Bu sayıları belirlerken her alim kendisine ayet veya hadisten yahut tarihteki bir olaydan delil getirmektedir. Ancak bu delillerin asılsız iddialar olduğu, bunlara dayalı olarak bir sayı belirlemenin doğru olmadığı hadis alimleri tarafından söylenmiştir.

b. Haberi nakledenlerin bizzat kaynağından işitmeleri veya kendileri görmeleri. Bununla kastedilen, Allah’ın birliği ve iki kere ikinin dört etmesi gibi akıl yürütme yoluyla ulaşılan bilgi olmamasıdır.
Mütevâtir Haberde İsnad Araştırması
Mütevâtir haberin, her nesilde yalan söylemeleri mümkün olmayan sayıda kişilerce içeriğini işitme ve görme duyularına dayalı bilmeleri olarak tanımlanması, bu haberin isnad araştırmasına gerek olmadığını bildirmekteydi. Nitekim hicri dördüncü asra kadar hadis bilginlerince bu kural uygulanmıştır. Ancak dördüncü asırda usul alimleri mütevâtir tanımında isnadı da devreye sokmuşlar ve senedin muttasıl, ravilerin adalet sahibi olmalarını şart koşmuşlardır.

Bilgi Kaynakları

Bilginin üç temel kaynağı bulunmaktadır. Bunlar; Sağlam duyular, akıl ve doğru haberdir. İşte mütevâtir bu doğru haber kapmasında değerlendirilmiştir.
Hz. Peygamber’in verdiği haber onu doğrudan işitenler için kesin bilgi olmaktadır. Haberi bizzat duymayanlar için ise o sözün tevâtürle nakledilmesi kesin bilgiyi ifade etmektedir. Mütevâtir olan bir haberin bizzat Resûlullah’tan duymuş gibi değerlendirilmesi alimler arasında genel kabul görmüş bir meseledir.

2. Çeşitleri

Mütevâtir hadis, lafzî ve manevî olarak iki kısma ayrılmaktadır.

a. Lafzî Mütevâtir

Bir hadisin aynı lafızlarla rivayet edilmesi, ravilerin Hz. Peygamber’den duyduğu lafızlarla naklettiği hadislere lafzen mütevâtir denilmektedir. Lafzen mütevâtir hadislerin kaç tane olduğu konusu ihtilaflıdır. İbnu’s-Salah’a göre lafzen mütevâtir hadis bulmak oldukça zordur. Ona göre lafzî mütevâtirin tek misali, مَنْ كَذَبَ عليَّ متعمِّدًا فليتبوأ مقعَدَه مِنَ النَّارِ hadisidir.
Subhî es-Salih’e göre alimlerin çoğu, Kur’an-ı Kerim dışında, her bakımdan lafzî mütevâtire uygun bir nakil bulunmadığı görüşündedir. Bazı alimler ise lafzî mütevâtirin hadislerde epeyi bulunduğu görüşündedirler. Suyûtî, Kadı İyâd ve İbn Hacer bu görüştedirler.

Örnekleri
مَنْ كَذَبَ عليَّ متعمِّدًا hadisi 72 sahabî tarafından rivayet edilmiştir.
الْمَسْح عَلَى الْخُفَّيْنِ hadisi 66 sahabî tarafından rivayet edilmiştir.
الْحَوْضِ hadisi 57 sahabî tarafından rivayet edilmiştir.

b. Manevî Mütevâtir

Aynı anlamı ifade eden haberin değişik lafızlarla rivayet edilmesine manevî mütevâtir denilmektedir. Hz. Peygamber’in hadisleri arasında manen mütevâtir olan hadisler fazlaca bulunmaktadır. Efendimizin mûcizelerinin büyük çoğunluğu manevi mütevâtir yoluyla nakledilmiştir.
Hz. Peygamber’in dua ederken ellerini kaldırdığı, abdest aldığı, namaz kıldığı, oruç tuttuğu, hac ettiği bilgisi değişik lafızlarla da olsa birçok hadiste bulunmakta ve bunlar tevâtür derecesine ulaşmaktadır. Ayrıca, ezan, kâmet gibi ibadet ilişkili haberlerle, bedir, uhud, hendek savaşları, hudeybiye anlaşması, Mekke’nin fethi gibi birçok haber Hz. Peygamber’den günümüze kadar bütün Müslümanların naklettikleri bilgilerdir.

Yine kaderle ilgili hadisler de aynı şekilde değerlendirilebilir. Kader konusunda birçok sahabe tarafından çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Bu hadislerin tamamında Hz. Peygamber kaderin varlığını ifade etmiş ve Müslümanların kadere inanmaları gerektiğini açıklamıştır.

3. Mütevâtir Hadisin Hükmü

a. Mütevâtir haber, doğruluğu kesin olarak bilinen haberdir. Buna göre bir hadisin mütevâtir olması demek onun Hz. Peygamber’e ait olması konusunda şüphe yok demektedir. Bu nedenle İslam alimlerinin çoğunluğu mütevâtir hadislerin kesin bilgi ifade ettiği bu sebeple, aklî melekeleri yerinde olan bir kimsenin mütevâtir haberi inkar etmesinin Hz. Peygamber’i yalanlama veya ona karşı gelme anlamına geleceğinden kişiyi küfre götüreceğini belirtmişlerdir.

b. Mütevâtir hadisler, hadis usûlü prensiplerine göre tetkik ve tenkide tabi değillerdir.

c. Senedinin herhangi bir yerinde tevâtür şartını yitirmiş bir hadisin, diğer yerlerinde bu şartı taşısa bile mütevâtir hadis sayılmaz.

4. Telif Eserler

a. el-Ezhâru’l-Mütenâsira Fi’l-Ahbâri’l-Mütevâtira
Tesbit edilebildiği kadarıyla mütevâtir hadisleri bir araya getirmek amacıyla kaleme alınan ilk eser Suyûtî’ye ait bu eserdir. Müellif bu eserinde kendi şartına uygun 112 mütevâtir hadis toplamıştır. Suyûtî ayrıca bu eserini Katfu’l-Ezhâri’l-Mütenâsira Fi’l-Ahbari’l-Mütevâtira ismiyle özetlemiştir.

b. Nazmu’l-Mütenâsir Mine’l-Hadisi’l-Mütevâtir
Muhammed b. Cafer el-Kettânî’nin bu eseri müellifin şartlarına uygun 310 hadis ihtiva etmiştir. Müellif eserini hazırlarken yukarıda zikrettiğimiz Suyûtî’nin eserinden de istifade ettiğini belirtmektedir.

B. Âhad

1. Tanımı
Âhad, vâhid kelimesinin çoğuludur. Haberü’l-âhad veya Ahbarü’l-âhad şeklinde kullanıldığında, birden fazla kişinin rivayet ettiği haber anlamına gelmektedir.
Âhad şeklinde değil de haber-i vâhid olarak kullanıldığında ise, bir kişinin diğer bir kişiden naklettiği haber manasına gelmektedir. Mütevâtir kavramının ortaya çıkışıyla beraber âhad haber, ravi sayısına bakılmaksızın, mütevâtir haberin şartlarını taşımayan haber veya mütevâtir seviyesine ulaşmayan haber anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

2. Çeşitleri

a. Meşhur Hadis
Hadis terimi olarak meşhur, ravi sayısı ilk üç nesilde bir, iki ve bazılarına göre üçün üzerinde olan hadis, sahabe döneminde haber-i vahid iken ikinci ve üçüncü nesillerde tevâtür seviyesine ulaşan hadis, başlangıçta âhad iken sonradan yaygınlaşan hadis şeklinde tanımlanmıştır.
Hz. Ömer’in rivayet ettiği şu hadis meşhura misaldir.
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيُّ قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَى الْمِنْبَرِ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ
Bu hadisi Hz. Ömer’den sadece Alkame, ondan sadece Muhammed b. İbrahim, ondan sadece Yahya b. Saîd el-Ensârî rivayet etmiştir. Hadis Yahya b. Saîd el-Ensârî ile meşhur olmuş yani bu hadisi birçok kişi rivayet etmiştir.
Hanefî usul alimleri genellikle meşhuru âhad haberden ayrı ele alır ve mütevâtir seviyesinde olmasa bile ona yakın olan bir bilgi ifade ettiğini belirtirler.

b. Aziz Hadis
Sözlükte, değerli ve şerefi olmak anlamına gelen aziz, hadis terimi olarak, isnadında ravi sayısı her nesilde en az iki olan hadise denilmektedir. Hadisin bu türüne örnek çok az bulunmaktadır.
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ عَنْ أَنَسٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ح وَحَدَّثَنَا آدَمُ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
“Sizden biri beni, anasından, babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olamaz.”
Bu hadisi sahabeden Enes b. Mâlik ve Ebu Hureyre; Enes’den Katade ve Abdulaziz b. Suhayb; Abdulaziz b. Suhayb’den İsmail b. Uleyye ve Abdulvaris rivayet etmişlerdir. bu hadisin her nesilde en az iki ravisi bulunduğu için aziz hadis olarak nitelendirilmiştir.

c. Garib veya Ferd Hadis
Sözlükte, vatanından uzakta yalnız ve tek başına kalan kimse manasına gelen garib kelimesi hadis terimi olarak, sened veya metin yönünden tek kalmış, benzeri başka raviler tarafından rivayet edilmemiş hadis anlamına gelmektedir. Ferd ise, senedin herhangi bir yerinde ravi sayısı teke düşen ya da, senedindeki veya metnindeki bir özellik açısından başka rivayetlerden farkı olan hadis anlamına gelmektedir. Garib ile ferd’i eş anlamları sayanlar vardır.
Hadis alimlerine göre bir hadisin ferd olması onun sahihliğini belirleyen unsur değildir. Nitekim Buharî ve Müslim’in eserlerinde 200 kadar ferd ve garip hadisin bulunduğu tesbit edilmiştir. Hatta bazı alimler bu rivayetleri Efrâdu’s-Sahihayn veya Garîbu’s-Sahihayn adıyla bir araya getirmişlerdir.

3. Bilginin Değeri

Doğru veya yanlış olma ihtimali taşıyan ve mütevâtir seviyesine ulaşmayan manasında kullanılan haber-i vâhid, Mutezile’ye göre kesin bilgi ifade etmemektedir.
Kelam alimlerinin büyük çoğunluğu, haber-i vâhidin zannî bilgi ifade edebileceği, bundan dolayı da onun inanç konularında delil olamayacağı görüşünü benimsemektedirler. Bu alimlerin çoğu haber-i vâhidin fıkhî-amelî konularda delil olacağı kanaatindedirler.
Buna karşılık hadis alimlerinin büyük çoğunluğu, sahih kabul edilen haber-i vâhidlerin ister inanca ister fıkha dair olsun kesin delil kabul edileceğini savunmuşlardır. Nitekim Buhârî Ahbâru’l-âhad bölümünde zikrettiği yirmi iki hadisle haber-i vâhidin delil olacağını isbat etmeye çalışmıştır.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَاب الطَّلَاقِ وَاللِّعَانِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

TALAK VE LİAN
بَاب مَا جَاءَ فِي طَلَاقِ السُّنَّةِ
Sünnete Uygun Boşama
1 (1175)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ:
سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ؛ عَنْ رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ؟ فَقَالَ: هَلْ تَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ؟ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ، فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا، قَالَ: قُلْتُ: فَيُعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ؟ قَالَ: فَمَهْ! أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ، وَاسْتَحْمَقَ؟

1. Yunus b. Cübeyr’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Ömer’e hayız halinde karısını boşayan kişinin durumundan sordum. Dedi ki: “Abdullah b. Ömer’i tanır mısın? O da karısını hayızlıyken boşamıştı. Sonra Ömer, Hz. Peygamber’e (s.a.) sormuştu. O da karısına dönmesini emretmişti.” Yunus diyor ki: O halde bu boşanma geçerli midir? dedim. İbn Ömer dedi ki: “Niçin geçerli olmasın? İbn Ömer acizlik gösterse ve ahmaklık etse boşanma geçersiz mi olmalı?”
Buharî, Talak, 1; Müslim, Talak, 1

Açıklama
Bir sonraki hadisle birlikte açıklanacaktır.

2 (1176)- حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ مَوْلَى آلِ طَلْحَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ،
أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ فِي الْحَيْضِ، فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: مُرْهُ، فَلْيُرَاجِعْهَا، ثُمَّ لِيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا، أَوْ حَامِلًا.
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ عَنْ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ. وَكَذَلِكَ حَدِيثُ سَالِمٍ عَنْ ابْنِ عُمَرَ. وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ؛ عَنْ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَغَيْرِهِمْ؛ أَنَّ طَلَاقَ السُّنَّةِ، أَنْ يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا مِنْ غَيْرِ جِمَاعٍ، وقَالَ بَعْضُهُمْ: إِنْ طَلَّقَهَا ثَلَاثًا وَهِيَ طَاهِرٌ، فَإِنَّهُ يَكُونُ لِلسُّنَّةِ أَيْضًا، وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ، وَأَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ، وقَالَ بَعْضُهُمْ: لَا تَكُونُ ثَلَاثًا لِلسُّنَّةِ، إِلَّا أَنْ يُطَلِّقَهَا وَاحِدَةً وَاحِدَةً، وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، وَإِسْحَقَ. وَقَالُوا فِي طَلَاقِ الْحَامِلِ: يُطَلِّقُهَا مَتَى شَاءَ، وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ، وَأَحْمَدَ، وَإِسْحَقَ، وقَالَ بَعْضُهُمْ: يُطَلِّقُهَا عِنْدَ كُلِّ شَهْرٍ تَطْلِيقَةً.

2. Salim’in (r.a.) babasından rivayete göre, İbn Ömer karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer durumu Resûlullah’a (s.a.) sordu da o da şöyle buyurdu:
“Emret ona karısına dönsün, temizlenince veya hamile iken boşasın.”
Ebu İsa: “İbn Ömer’in bu hadisi hasen sahih’tir” demiştir.
Buharî, Talak, 1; Müslim, Talak,1

Açıklama
Evlilik nasıl meşru ise boşanma da İslam’da meşrudur. Ne var ki, boşanma Allah’ın hiç hoşlanmadığı bir helaldir. Bu İslam dininin ne kadar ölçülü ve uygulanabilir bir hayat sistemi ortaya koyduğuna örnektir. Hıristiyanlıkta evlenen çiftlerin ölene kadar karı-koca hayatını devam ettirmek mecburiyeti vardır. Bu zorunluluk bir başka sosyal faciaya, evlilik dışı birliktelik faciasına yol açmaktadır.
Bazen şartlar çiftleri buna mecbur duruma getirir, işte o zaman İslam’ın öngördüğü boşanma hukukuna riayet etmek gerekir. Kadın hayızlıyken yani ondan faydalanmak mümkün değilken onu boşamak geçerli ise de sünnete uygun bulunmamıştır. Hadisten anlaşıldığına göre İbn Ömer’in başından böyle bir olay geçmiş, Hz. Peygamber haber göndererek İbn Ömer’in hanımını yanında tutmasını, eğer boşayacaksa temizlendiğinde veya hamileyken boşamasını söylemiştir.

Fıkhu’l-Hadis
Sünnete uygun boşama, kadını temiz günlerinde boşamaktır.
بَاب مَا جَاءَ فِي الرَّجُلِ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ الْبَتَّةَ
Hanımını Kesin Boşayan Kişi
3 (1177)- حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ، عَنْ الزُّبَيْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ رُكَانَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ قَالَ:
أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنِّي طَلَّقْتُ امْرَأَتِيَ الْبَتَّةَ، فَقَالَ: مَا أَرَدْتَ بِهَا؟ قُلْتُ: وَاحِدَةً، قَالَ: وَاللَّهِ؟ قُلْتُ: وَاللَّهِ، قَالَ: فَهُوَ مَا أَرَدْتَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ لَا نَعْرِفُهُ إِلَّا مِنْ هَذَا الْوَجْهِ. وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، فَقَالَ: فِيهِ اضْطِرَابٌ. وَيُرْوَى عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رُكَانَةَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلَاثًا، وَقَدْ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَغَيْرِهِمْ فِي طَلَاقِ الْبَتَّةِ؛ فَرُوِيَ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، أَنَّهُ جَعَلَ الْبَتَّةَ وَاحِدَةً، وَرُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّهُ جَعَلَهَا ثَلَاثًا، وقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ: فِيهِ نِيَّةُ الرَّجُلِ، إِنْ نَوَى وَاحِدَةً فَوَاحِدَةٌ، وَإِنْ نَوَى ثَلَاثًا فَثَلَاثٌ، وَإِنْ نَوَى ثِنْتَيْنِ لَمْ تَكُنْ إِلَّا وَاحِدَةً، وَهُوَ قَوْلُ الثَّوْرِيِّ، وَأَهْلِ الْكُوفَةِ، وقَالَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ فِي الْبَتَّةِ: إِنْ كَانَ قَدْ دَخَلَ بِهَا، فَهِيَ ثَلَاثُ تَطْلِيقَاتٍ، وقَالَ الشَّافِعِيُّ: إِنْ نَوَى وَاحِدَةً فَوَاحِدَةٌ، يَمْلِكُ الرَّجْعَةَ، وَإِنْ نَوَى ثِنْتَيْنِ فَثِنْتَانِ، وَإِنْ نَوَى ثَلَاثًا فَثَلَاثٌ.

3. Rükâne’nin (r.a.) babasından ve dedesinden rivayete göre, şöyle demiştir: Hz. Peygamber’e (s.a.) gelerek: “Ey Allah’ın Resûlu! Karımı kesinlikle boşadım” dedim. Resûlullah (s.a.): “Kesinlikle demekle neyi kastettin?” buyurdular. Ben de: “Tek bir talak’ı” dedim. “Vallahi der misin?” buyurdu. Ben de “Vallahi” dedim. Bunun üzerine: “Niyetin ne ise o gerçekleşmiştir” buyurdular.
İbn Mâce, Talak, 19; Ebu Davud, Talak, 14

Açıklama
Hadiste boşamanın şekline bir işaret bulunmaktadır. Buna göre kişi karısına “seni kesinlikle boşadım” dediğinde bu sözle ne kastettiğine bakılır. Eğer bir talak’ı kastetmişse bir talak gider, geriye iki talak kalmış olur. Eğer üç talak’ı birden kastetmişse üç talakla boşamış olur.

Fıkhu’l-Hadis
Boşamada kullanılan genel ifadeler, söyleyen kişinin o ifadeyle neyi kastettiğine göre değerlendirilir.
بَاب مَا جَاءَ فِي الْجِدِّ وَالْهَزْلِ فِي الطَّلَاقِ

Boşamada Şaka ve Ciddiyet
4 (1184)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَرْدَكَ الْمَدَنِيِّ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ ابْنِ مَاهَكَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ثَلَاثٌ جِدُّهُنَّ جِدٌّ، وَهَزْلُهُنَّ جِدٌّ؛ النِّكَاحُ، وَالطَّلَاقُ، وَالرَّجْعَةُ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ. وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَغَيْرِهِمْ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ؛ هُوَ ابْنُ حَبِيبِ بْنِ أَرْدَكَ الْمَدَنِيُّ، وَابْنُ مَاهَكَ؛ هُوَ عِنْدِي يُوسُفُ بْنُ مَاهَكَ.

4. Ebu Hüreyre’den (r.a.) ivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
“Üç şey vardır ki, ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikah, talak, ve ric`at”
Ebu İsa: “Bu hadis hasen ğarib’tir” demiştir.
Ebu Davud, Talak, 9; İbn Mâce, Talak, 13

Açıklama
Bazı sözler vardır ki, şakaya gelmez. O sözlerin şakası olmaz. Hadisimizde şakası olmayan üç durumu Hz. Peygamber açıklamıştır. Buradaki üç söz de evlilikle ilgilidir. Bir kişi karşı cinse şakadan “ben seni karım olarak aldım” dese veya “ben sana vardım” demiş olsa, karşı taraf da bunu kabul etse nikâhlanmış olurlar. Bunun şakadan söylenmiş olması sonucu değiştirmez. Çünkü nikahın şartlarından biri de îcab ve kabuldür, taraflar birbirlerini kabul ettiklerini söylediklerinde evlilik başlamış olur. Aynı şekilde evli olan bir kişi hanımına şakayla da olsa “seni boşadım” demiş olsa o evlilik bitmiş olur. Ric’at de böyledir. Yani bir kişinin hanımını bir talakla boşadıktan sonra onu tekrar nikahına aldığını söylerse, bunu şaka söylemiş bile olsa yeniden birlikte olabilirler.

Fıkhu’l-Hadis
Bazı sözlerin şakası yoktur. Evlilik ve boşanma sözleri bunlardandır.
بَاب مَا جَاءَ فِي طَلَاقِ الْمَعْتُوهِ

Delinin Boşaması
5 (1191)- حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْأَعْلَى الصَّنْعَانِيُّ، أَنْبَأَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ عَجْلَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ الْمَخْزُومِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كُلُّ طَلَاقٍ جَائِزٌ، إِلَّا طَلَاقَ الْمَعْتُوهِ الْمَغْلُوبِ عَلَى عَقْلِهِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ لَا نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلَّا مِنْ حَدِيثِ عَطَاءِ بْنِ عَجْلَانَ. وَعَطَاءُ بْنُ عَجْلَانَ؛ ضَعِيفٌ، ذَاهِبُ الْحَدِيثِ، وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَغَيْرِهِمْ، أَنَّ طَلَاقَ الْمَعْتُوهِ الْمَغْلُوبِ عَلَى عَقْلِهِ، لَا يَجُوزُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَعْتُوهًا يُفِيقُ الْأَحْيَانَ، فَيُطَلِّقُ فِي حَالِ إِفَاقَتِهِ.

5. Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Her yapılan talak geçerlidir. Ancak akli dengesi yerinde olmayanın yaptığı talak geçersizdir.”
Tirmizî

Açıklama
Hadiste akli dengesi yerinde olmayan kişinin boşamasının geçerli olmayacağı açıklanmıştır. Aklı gelen giden kişiler için dengesi yerindeyken söyledikleri geçerli dengesi yerinde değilken söyledikleri ise geçersizdir denilmiştir.
Sarhoşun boşamasının geçerli olup olmayacağı konusunda bazı görüşler ileri sürülmüştür. Süfyan es-Sevrî, İmam Mâlik, İmam-ı Azam, sarhoşun boşama sözünün geçerli olacağını söylemişlerdir. İmam Şafiî bu konuda iki görüşü vardır. Sahih olan görüşü geçerli olacağı yönündedir. Hanbeliler arasında da bu konuda görüş farklılığı bulunmaktadır. Hanbeliler, İmam Şafiî’nin aksine sarhoşun sözünün geçerli olmayacağını tercih etmektedirler.

Fıkhu’l-Hadis
Akli dengesi yerinde olmayanın boşama sözü geçerli değildir.
6 (1192)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْلَى بْنُ شَبِيبٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ:
كَانَ النَّاسُ وَالرَّجُلُ، يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ مَا شَاءَ أَنْ يُطَلِّقَهَا ،وَهِيَ امْرَأَتُهُ إِذَا ارْتَجَعَهَا، وَهِيَ فِي الْعِدَّةِ، وَإِنْ طَلَّقَهَا مِائَةَ مَرَّةٍ، أَوْ أَكْثَرَ، حَتَّى قَالَ رَجُلٌ لِامْرَأَتِهِ: وَاللَّهِ! لَا أُطَلِّقُكِ فَتَبِينِي مِنِّي، وَلَا آوِيكِ أَبَدًا، قَالَتْ: وَكَيْفَ ذَاكَ؟ قَالَ: أُطَلِّقُكِ، فَكُلَّمَا هَمَّتْ عِدَّتُكِ أَنْ تَنْقَضِيَ رَاجَعْتُكِ، فَذَهَبَتْ الْمَرْأَةُ، حَتَّى دَخَلَتْ عَلَى عَائِشَةَ، فَأَخْبَرَتْهَا، فَسَكَتَتْ عَائِشَةُ، حَتَّى جَاءَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَخْبَرَتْهُ، فَسَكَتَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، حَتَّى نَزَلَ الْقُرْآنُ:
{ الطَّلَاقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ }
قَالَتْ عَائِشَةُ: فَاسْتَأْنَفَ النَّاسُ الطَّلَاقَ مُسْتَقْبَلًا، مَنْ كَانَ طَلَّقَ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ طَلَّقَ.
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلَاءِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ بِمَعْنَاهُ، وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ عَائِشَةَ. قَالَ أَبُو عِيسَى: وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ يَعْلَى بْنِ شَبِيبٍ

6. Hz. Âişe’den (r.anha) rivayete göre, şöyle demiştir: Boşanma ile ilgili ayetler gelmezden önce, bir adam karısını dilediği kadar boşardı. İddeti içerisinde karısına döndüğü takdirde o kadın onun karısı sayılırdı. Yüz kere veya daha fazla boşasa bile durum değişmezdi. Nihayet bir adam karısına dedi ki: “Allah’a yemin ederim seni öyle bir boşayacağım ki, benden uzaklaşıp ayrılık meydana gelmeyecek ve seni ölene kadar da karım olarak barındırmayacağım.” Kadın: “Bu nasıl olacak ki?” dedi. Adam da dedi ki: “Seni boşayacağım, iddetin dolmak üzereyken tekrar sana döneceğim.” Bunun üzerine kadın durumu anlatmak üzere Âişe’nin yanına çıktı. Âişe sustu. Resûlullah (s.a.) gelince durumu ona bildirdi. Resûlullah (s.a.) de sustu, sonunda: “Boşanmak iki defa olabilir, üçüncüsünde evlilik ya iyilikle devam eder veya güzel bir şekilde sona erdirilir…” (Bakara, 229) ayeti indirildi. Âişe diyor ki: “Bundan sonra bütün Müslümanlar; geçmişte talak verenler de vermeyenler de bu yeni hükmü uygulamaya başladılar.”
Tirmizî

Açıklama
Hadiste, cahiliye devrinde yapılan boşanma uygulaması Hz. Âişe validemiz tarafından nakledilmektedir. Erkekler tarafından bir zulüm aracı olarak kullanılmaya başlanmış bu uygulamadan insanlığı İslam kurtarmıştır. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen kurala göre, erkeğin iki kere talak hakkı vardır. Bu iki kullanımda da anlaşma sağlanırsa tekrar aile hayatı devam edebilir. Eğer üçüncü defa da talak zikredilmişse artık bu çiftlerin bir araya gelmesi başka bir şarta bağlanmıştır. O şart da takip eden ayette şöyle açıklanmıştır:
“Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.” (Bakara, 230)

Fıkhu’l-Hadis
Evlilik hayatında iki talak hakkı bulunmaktadır. Üçüncü talakla evlilik sona ermiş olur.
بَاب مَا جَاءَ فِي الْحَامِلِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا تَضَعُ
Kocası Ölen Hamile Kadının İddeti
7 (1193)- حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ الْأَسْوَدِ، عَنْ أَبِي السَّنَابِلِ بْنِ بَعْكَكٍ قَالَ:
وَضَعَتْ سُبَيْعَةُ، بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِثَلَاثَةٍ وَعِشْرِينَ، أَوْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ يَوْمًا، فَلَمَّا تَعَلَّتْ، تَشَوَّفَتْ لِلنِّكَاحِ، فَأُنْكِرَ عَلَيْهَا، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: إِنْ تَفْعَلْ فَقَدْ حَلَّ أَجَلُهَا.
حَدَّثَنَا أ

(1903)