Nebevî Ufuk’ta En Büyük Sorumluluğumuz Ümmetin Vahdeti | Van

Hadis Yılı Projesi kapsamında yapılan Nebevi Ufuk programlarının on beşinci ve son programı, Van’da gerçekleştirildi.

YYÜ Değerler Eğitimi Topluluğunun Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde düzenlemiş olduğu programda konuşan Hocamız, “Nebevî Ufuk’ta En Büyük Sorumluluğumuz Ümmetin Vahdeti” serlevhasında şu zorlu dönemlerde ümmet olarak hepimizin ihtiyacı olan vahdet meselesinde Resûlullah’ın (sas) örnekliğini anlattı.

Vahdet konusunun günümüzün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek sözlerine başlayan Hocamız, “Malesef her geçen gün daralan bir ufkun sahibi olduk. Bugün dünyaya daha farklı mesajlar vermemiz gerekirdi. Ancak insanlık için kurtuluş reçetesi olan bu mesajları vahdetten uzak olduğumuz için dünyaya yansıtamıyoruz.” dedi.

Kur’an-ı Kerim’e ve Resûlullah’ın (sas) hayatına bakıldığında vahdetten defalarca bahsedildiğine tanıklık edeceğimize değinen Hocamız, “Resûlullah’ın (sas) bütün gayreti ümmetin vahdetini sağlamak adına oldu.” dedi ve vahdet konusu ile ilgili beş temel mesajı bizlerin nazarlarına verdi.

1- Vahdet farzlar üstü farz, yani efrazdır!

Öncelikli hedefimiz ümmet olarak gücü ele geçirip dünyaya hakim olmak değildir. Öncelikli hedefimiz vahdet konusunun diğer farzları tesis etmek için gerekli olan en önemli farz olduğunu anlamaktır. Allah Resûlü (sas) hayatı boyunca bu farzın ikamesi için gayret etti ve bu farzın ne kadar önemli olduğunu anlattı. Ancak tüm bunlara rağmen 63 tane halkı müslüman olan devlet olduğu halde paramparça bir durumdayız. Bizlerin azığı vahdet olması gerekirken biz vahdeti terkettiğimiz için parçalanmışlığımız bu zilleti bize tattırıyor. Bizler İslam’ın fertleri olarak bu sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz müddetçe bu zilleti tatmaya devam edeceğiz.

2- Vahdet en ağır imtihanımız ve en büyük sorumluluğumuzdur!

Allah Resûl’ü (sas) Allah’ın (cc) kendisine bildirmesi ve beyan etmesi ile kendinden sonra oluşacak bazı fitnelerin nasıl yaşanacağını bizlere söyledi. Bunlardan bir tanesi de şu hadis-i şeriftir:

“Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi. Rabbimden, ümmetimi açlıkla helak etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Ondan, ümmetimi suda boğmakla helak etmemesini istedim. Bunu da bana verdi. Rabbimden, ümmetimin halkları arasında savaş çıkmamasını, birbirlerine karşı şiddet kullanmamasını istedim. Ancak bunu bana vermedi.” (Müslim: 8/171, hn. 7442; Müsnedi Ahmet: 1/181, hn. 1574)

Bu demek oluyor ki bizim imtihanımız fitne ve ayrılıklardan gelecek. Allah Resûlü (sas) fitneler döneminde ne yapmamız gerektiğini de şu hadis-i şerif ile bizlere anlatıyor:

“Birbirilerinize iyilikleri emredin, kötülüklerden sakındırın ancak cimriliğe boyun eğildiğini gördüğünde, insanların arzu ve hevesleri peşinde gittiklerine şahit olduğunda, dünyanın dine tercih edilip herkesin kendi görüşünü beğendiği dönemlere eriştiğinde, sadece kendi kendinin çaresine bak ve avamı bırak. Göreceksin, o günlerden sonra öyle günler gelecek ki, o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara bu günkü sizin elli kişinin amelini isteyen kimselerin sevabı kadar sevap yazılacaktır.” (Ebû Davud, Melahim, 17; İbn Mace, Fiten, 20; Tirmizi, Kitabü’t-Tefsir, 6)

3- Saffet olmadan tevhid, tevhid olmadan vahdet, vahdet olmadan ümmet olmaz!

Vahdet, “Hadi gelin birleşelim” demek ile olmaz. Asıl vahdet, tevhid akidesi üzerinde toplanmaktır. Eğer biz akidede birlik oluşturamazsak vahdeti oluşturmamız münkün değil. “La ilahe” saflaşmak, “illallah” ise tevhiddir. Allah bizleri önce saffete, ardından tevhide davet ediyor. Bu davete hakkı ile icabet ettiğimiz zaman Allah’ın izni ve keremi ile vahdet gelip bizlere ulaşacaktır.

4- Vahdet, yürekte başlayıp halka halka topluma sirayet eden bir hakikattir!

Vahdetin başlangıç noktası yürektir. Şimdi hepimiz şu muhasebeyi yapalım; gerçekten kalplerimizde vahdet var mı? Kafa ile kalp uyumu yaşıyor muyuz? Kalbimizde olanları kafamız tasdikliyor mu? Kafamızda olan şeyleri kalbimiz tasdikliyor mu? Merhum Muhammed İkbal’in dediği gibi “Kalpler mümin, kafalar kâfir!” mi? Kafalar mümin, kalpler kâfir mi?

5- Çok ağır ama büyük bir nimet; Vahdet!

Böyle ağır ve böyle büyük bir nimet ancak fedakârlıklarla elde edilebilir. Konu eğer ümmetin vahdeti ise, mesele yalnızca hakkını talep etmek demek değil, gerektiğinde hakkından feragat etmektir. Vahdet dediğimiz zaman şu iki hususu çok iyi anlamamız gerekir:

1. Vahdet, “Gelin birleşelim” demek değil “Geliyorum birleşiyoruz” demektir.
2. Vahdet, hakkın olan şeyleri istemek değil bazen ümmetin selameti için hakkından vazgeçmektir.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım: “Ben bu yaşıma kadar Müslümanların selameti için neyimden feragat ettim?” Zorumuza gitmesine rağmen, “Müslümanlar orta yolu bulsun, gerekirse benim hakkım hiçe sayılsın.” diyebildik mi? Tüm bunları kavrayıp hayata geçirdiğimiz zaman, Allah’ın (cc) izni ile vahdet meselesinde üstümüze düşen vaziyefi ifa etmiş olacağız.

Muhammed Emin Yıldırım Hocamız konferansının sonunda, konuşulanları hayatlarımıza taşıma adına yapmamız gereken 5 sorumluluğu bizlerle paylaşarak sözlerini noktaladı.

1. Kim olursa olsun Müslümanları sevin.

Kurum, kuruluş, vakıf ya da cemaat olarak ayırt etmeden, hiçbir farklılık Müslümanları sevmekten bizi alıkoymasın.

2. Müslümanların ümmet için, hayır adına yaptığı işlere destek olalım.

Benim vakfım değil diyerek o yapılan işlerden duayı ve desteği esirgemeyelim.

3. Ümmet için ne yapıyorsak rıza-i ilahi adına karşılıksız yapalım.
4. Birileri birilerini karalıyor ya da itibarsızlaştırmaya çalışıyor ise hiçbir konuda bunun destekçisi olmayalım.
5. Son bir nefesimiz kalmış olsa dahi onu da Müslümanların vahdeti için harcayalım.

(145)