Nebevi Eğitim Modeli Dar’ul Erkam / M. Emin Yıldırım

Allah Resulü (s.a.v.) her alanda bizlere en ideal model ve örnek olduğu gibi, eğitim ve öğretim alnında da en ideal numuneleri bize sunan bir rehberdir. O’nun (s.a.v.) hayatında gerek Mekke’deki Daru’l Erkam modelinden, gerek Medine’deki Suffe müessesesinden alacağımız çok önemli mesajlar vardır. Birkaç hafta sürecek bu yazı dizimizde Mekke döneminin eğitim mekanı olan Daru’l Erkam’ı anlamaya çalışacak, Suffe modelini ise başka bir zamana havale edeceğiz.

Miladi 610 yılının Ramazan ayı insanlık tarihi açısından çok önemlidir. Çünkü bu tarih, vahyin insan ile buluştuğu; semanın emini olan Cibril’in, arzın emini olan Muhammedü’l Emin’e en büyük emniyet ve güven kaynağı olan Kur’an’ı getirmeye başladığı bir tarihtir. Vahye ilk muhatap olan Hz. Peygamber etrafındaki bir avuç insana bu risalet davasını anlatmaya başlamış ve çok geçmeden etrafında az da olsa bir iman halkası oluşmuştu.

Bu arada gök sofrasından ayetler süzülüp gelmeye devam ediyor, Allah (c.c.) her gönderdiği yeni mesajlarıyla muhataplarına farklı yükümlülükler ve sorumluluklar yüklüyordu. İşte daha işin başlangıcında Efendimiz (a.s.) gelen ayetlerin muhtevasından aldığı ilham ile bir medreseye, bir talim ve eğitim mekanına ihtiyaç duymuştu. Daha doğru bir ifade ile; Risalet davasını omuzlayacak yiğitlerin yetiştirileceği bir havuza ciddi anlamda gerek olduğunu hissetmişti. Efendimiz bu ihtiyacı hisseder hissetmez; “acaba neresi olabilir?” diye düşünmeye başlamış, ama elinin altındaki bir avuç insanın evlerinin böyle bir iş için uygun olmadığını fark etmişti; öyleyse dışarıdan biri olmalıydı; ama kim?

Allah Resulü (s.a.v.) böyle bir eğitim yuvasına kimin sahiplik edeceğine dair zihninde çeşitli planlar yaparken, yanına o günlerde 16 yaşlarında bir delikanlı geldi. Bu genç o gün İslam mesajının en azılı düşmanlarından olan Ebu Cehil ve Velid b. Muğire’nin yeğeni Erkam b. Ebi’l Erkam’dı. Genç Erkam amcalarından bu yeni dine dair bazı sözler işitmiş, işin asıl mahiyetini öğrenmek için de bizzat Efendimiz’e gelip olayın içeriğine dair bilgi edinmek istemişti. Allah Resulü karşısında duran bu temiz fıtratlı gence o ana kadar risalete dair ne biliyor ise anlatmış, delikanlıda hemen orada iman ederek, iman halkasına dahil olmuştu. Kaynaklarda bazı farklar olsa da, genç Erkam’ın 16. Müslüman olduğu söylenir. Bu ilk buluşmada Nübüvvet güneşinin elinden iman şerbetini içen Erkam, Allah Resulü’nü evine davet etmişti. Efendimiz bu gence evinin yerini sormuş; “ben yarın sana gelirim” demiş ve ona bir de tavsiyede bulunmuştu: “ Ey Erkam! Şimdilik iman ettiğini kimseye söyleme!”

Bu uyarının altında Efendimiz’in bir planı yatıyordu; genç Erkam iman halkasına girer girmez, Allah Resulü; “acaba bu gencin evi eğitim yapmamıza uygun mudur?” diye düşünmeye başlamıştı.

Efendimiz, Erkam’ın iman edişinin ertesi günü, yanına sağının adamı olan Hz. Ebubekir’i alarak o eve doğru gitti; tarif edilen yolu takip ederken, bir taraftan da yolları süzüyor konum itibari ile evin planlanan işe uygun olup-olmadığını gözden geçirerek yürüyordu. Evin konumu ve bulunduğu yer çok uygundu; işlek bir caddede, Kabe’ye yakın bir yerde, hacıların yolunun üzerinde ve Safa tepesinin hemen bitişiğindeydi.

( Erkam’ın evi bugün ki Mekke’de; Hilton otelinin hemen arkasına düşmektedir; hiçbir tarihi eser varlığını devam ettiremediği gibi bu evden de ne yazık ki herhangi iz kalmamıştır.)

Efendimiz (a.s.) Hz. Ebubekir ile birlikte genç Erkam’ın evine girdiklerinde, Erkam sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. Bu güzel misafirleri en iyi şekilde ağırlamak istiyor, elinden geleni yapmaya çalışıyordu. İkramlar yapıldı, hal-hatır soruldu, sonrasında genç Erkam misafirlerine evini gezdirmek istedi. Ev konum olarak bir eğitim yuvasına uygun olduğu gibi, mekan ve yapı olarak da çok uygundu. Büyükçe bir bahçesi ve oldukça müsait bir salonu vardı. Efendimiz evi gezdikçe hayran oluyor ve beğendiğini her fırsatta söylüyordu. İşte tam bu anda genç Erkam, kendinden beklenen sözü dile getirerek dedi ki:

“ Ya Resulullah! Evim artık evinizdir. İstediğiniz zaman ve istediğiniz şekilde kullanabilirsin.”
Allah Resulü Erkam’ın bu teklifine öyle bir sevindi ki; günlerdir zihnini meşgul eden soruna çözüm bulmanın mutluluğu ile evin sahibine teşekkür edip, dualarda bulundu. Efendimiz’in (a.s.) Erkam’ın bu fedakarlığına karşı yıllar sonra Medine’de daha kendisinin evi yokken ona ev alarak, vefasını ortaya koyması, o gün için bu işten ne kadar memnun olduğunun en büyük işaretidir.
Artık Allah Resulü o günden sonra bu eve yerleşecek ve risalet davasını omuzlayacak yiğitleri yetiştirmek için bu mekanı kullanacaktı.

Efendimiz Erkam’ın evini böyle bir iş için uygun olduğuna kanaat getirmesinin sebepleri sadece evin konum ve yapı olarak uygun olmasından kaynaklanmıyordu

Allah Resulü’nün (s.a.v.) risalet davasını omuzlayacak yiğitlerin yetiştirilmesi için Erkam’ın evini seçmesinin sebeplerini irdeleyeceğimizi söylemiştik.

Efendimiz’in Erkam’ın evini tereddütsüz olarak eğitimin yapılması için istihdam etmesi, öyle o gün için alternatifsiz kalmasından, başka bir yer bulamamasından yada sadece evin konum ve mekan olarak uygun olmasından kaynaklanmıyordu. Tabi ki bunlarında evin seçilmesi noktasında etkileri vardı; ama bunlar dışında da çok önemli noktaların olduğunu görüyoruz. Erkam’ın evini Allah Resulü bir eğitim yuvası olarak kullanmak için seçerken gözettiği hususlar, bugün Erkam’ın evleri gibi evler oluşturma çabaları verenler için önemli ip uçları taşımaktadır. Bundan dolayı bu sebepler çok mühimdir ve derinlemesine tahlil edilmelidir.

Biz, Efendimiz’in Erkam’ın evini seçerken şu 4 hususu dikkate aldığını düşünüyoruz.

1- 1- Evin sahibi Erkam, Mahzûm oğullarına mensup bir gençti. Kırk yıl kalsa, Müslümanların bu kabileye mensup birinin evinde oldukları hiç kimsenin aklına gelmezdi. Çünkü bu kabile hem İslam mesajına en fazla düşman, hem de Efendimiz’in mensup olduğu Abdulmuttalip ailesi ile sürekli çekişme halinde olan bir kabileydi. Bu çekişmenin boyutunu anlamak için şu örneği hatırlamamız yeterlidir: Ebu Cehil bir gün Hz. Ali’yi yolda görür; Ali o günler 10 küsur yaşlarında bir çocuktur, ikisi biraz Efendimiz ile alakalı konuşurlar, en sonunda Ebu Cehil der ki; “Amcanın oğlu doğru söylüyor, ama ben yine de ona karşı olacağım” Hz.Ali, Ebu Cehil’in bu sözüne şaşırır; “hem doğru söylediğini kabul edeceksin, hem karşı çıkacaksın bu nasıl bir çelişkidir?” der. Ebu Cehil bu tavrının gerekçelerini şöyle açıklayacaktır: “Biz yıllardır sizinle her konuda çekişiyor, yarışıyorduk. Siz Kabe’ye hizmet ettiniz, biz de hizmet ettik, siz hacılara su dağıttınız biz de dağıttık, siz gelen geçen yolculara yardımcı oldunuz biz de olduk, Şimdi siz kalkmış bizden Peygamber çıktı diyorsunuz! Peki biz nerden bulalım Peygamber’i!?” Ebu Cehil’in bu sözleri, mensup olduğu Mahzûm oğullarının genel düşüncesini yansıtan çok güzel bir örnektir.

İşte Erkam böyle bir aileye mensuptu; bunun için hiç kimse Erkam’ın Müslüman olduğuna ihtimal vermez, hele hele evini Muhammed’in davasına medrese yapacağını hiç tahmin etmezlerdi.

2- 2- Erkam’ın evi hem stratejik bir konuma, hem de yapı itibari ile bir okula çok müsait idi. Öncelikle o gün için fark edilmemek çok önemliydi; evin bulunduğu konumda da fark edilmesi imkansızdı. Çünkü ev çok işlek bir cadde üzerindeydi. Kalabalık oldukça yoğun olduğu için kimin girip kimin çıktığı belli olmuyor, bundan dolayı da eve gelip gidenleri tespit etme imkanı oluşmuyordu. Ayrıca Kabe’ye o evden tam dört ayrı yoldan gelinip, gidilebilme imkanı vardı. Yolların her hangi birinde bir tehlike olsa alternatif yollar kullanılabilirdi. Bundan dolayı konum itibari ile bu iş için daha uygun bir yer olamazdı. Hacıların en fazla kullandığı yol olması hasebiyle, hacılardan davet edilecekler çok rahat bir şekilde bu eve götürülebilir ve hiç kimsenin de bundan haberi olmazdı. Yapı itibari ile de, yani iç mimarisiyle de ev böyle bir işe çok elverişliydi. Güzel bir bahçesi, büyük bir salonu vardı. O gün özellikle cemaatle namaz kılmak için, böyle bir salon kesinlikle ihtiyaçtı. Bunun için Erkam’ın evi gerek iç yapı olarak, gerek konum olarak, kullanım açısından oldukça müsaitti. Unutmayalım ki; Hz. Ömer Nübüvvetin 6. yılında Müslüman olduğunda, onun 129. Müslüman olduğu söylenir; demek ki, Erkam’ın okulunda en az bu kadar kişi bir arada bulunma imkanına sahip olabiliyorlardı.

3- 3- Erkam’ın o gün için Müslüman olduğunu Mekke bilmiyor ve Erkam imanını okulun selamet ve maslahatı için saklıyordu. Bunu bizzat ona tavsiye eden Efendimiz’in kendisiydi.

4- 4- Erkam 16-18 yaşlarında bir delikanlıydı. Hiç kimse böyle büyük bir iş için, bu yaşlarda genç birine ait bir evin tercih edileceğini düşünmezdi.

Bu sebepleri göz önünde bulundurarak Efendimiz, Erkam’ın evini İslam’ın ilk medresesi ve okulu olarak tercih etmişti. Artık ev bulunmuş, sıra eve seçilecek talebelere ve o evde takip edilecek ders programına gelmişti. Şimdi bu medresenin muallimi olan Efendimiz (a.s.) bir taraftan talebeleri seçiyor, bir taraftan da onları nasıl yetiştireceğine dair bir usul geliştiriyordu.

Allah Resulü (s.a.v.) Erkam’ın evini nebevî medrese olarak belirleyince, sıra o eve alınacak talebelere gelmişti. Erkam b. Ebi’l Erkam’ın 16. Müslüman olduğunu hatırlarsak, o gün için iman halkasına dahil olan insan sayısının halen 20’yi bulmadığını söyleyebiliriz. İşte böyle bir ortamda Erkam’ın evi İslam’ın ilk medresesi olarak belirlenmiş ve Efendimiz (a.s.) bir madenci titizliğinde bu medreseye öğrencilerini seçmeye başlamış, herkesi değil; sadece bazı özel hususiyetleri taşıyan talebeleri bu medreseye kabul etmişti.

Bu noktada mevcut siyer kitaplarımızın bir yanılgısına da değinmek yerinde olacaktır. Genelde Efendimiz’in Mekke yılları mevzubahis olunca siyer kitaplarımız, o dönemi ikiye ayırır; gizli ve açık davet dönemleri diye nitelendirirler. Ama o yılları iyice tahlil ettiğimiz zaman görürüz ki; ortada gizli ve açık davet değil, özel ve genel bir davet vardır.

Özel ile gizli çok farklı iki durumdur. Gizli davet; sırren yapılır, kimselerin görmemesine dikkat edilir; ama muhatabın kimliğine pek bakılmaz, kim olursa olsun ortamı değerlendirerek davete muhatap kabul edilir. Özel davet ise; içerisinde bir gizlilik barındırsa da, bu davette muhatabın kimliği çok önemlidir. Herkes değil, sadece seçilenler davet edilir. Dolayısı ile Efendimiz’in Daru’l Erkam yılları; bir gizli davet yılları değil, özel davet yıllarıdır.

Bu özel davet yıllarında Allah Resulü (s.a.v.) risalet davasını omuzlayacak bir kadronun yetişmesi için gayret göstermiştir. Bu kadro, risalet davasının çekirdek kadrosu olacaktı. İşin çekirdek kısmının çok sağlam olması davanın selameti açısından şarttı. Bundan dolayı Efendimiz çok ciddi bir gayret ile bu kadroyu oluşturmaya çalışıyordu.
Bu işin ne kadar önemli olduğunu çok iyi fark etmiş olan Allah Resulü, Daru’l Erkam’a aldığı öğrencilerde oldukça titiz davranıyor, her önüne çıkanı değil, dikkatli bir seçicilikle talebelerini tespit ediyordu. Çünkü şartlar çok ağırdı, zaman sınırlıydı, yapılacak işler ise oldukça fazlaydı. Bundan dolayı Efendimiz’in o günler için kumaş kalitesi düşük, hammaddesi bozuk yada maden değeri diğerlerine göre daha az olan insanlarla uğraşacak zamanı yoktu. Onlar davetin ikinci merhalesine kalmalıydılar; gün çekirdek kadronun inşa günüydü.
Peki Efendimiz nasıl seçiyordu bu çekirdek kadroya alacağı öğrencileri? Seçim işi çok önemliydi ve bu noktadan bugünlerde de Erkam’ın evlerini oluşturmak isteyenlere çok mühim mesajlar vardı. Allah Resulü’nün talebelerini seçerken gözettiği hususiyetler için bir çok şey söylenebilir, ama biz 4 önemli noktaya dikkat çekmek istiyoruz.

1- 1- Allah Resulü, o gün için yük olacakları değil, yük alacak insanları seçiyordu. Davetin ilk yıllarında zaten var olan ağır sorumluluklara, birde sorunlu insanların yüklerini taşıma gibi, insan takatini zorlayacak bir durumun oluşmasına meydan vermiyordu. Böylelerini o gün için davetin ikici merhalesine bırakıyor, sırtına yük alabileceklere öncelik veriyordu.

2- 2- Toplum içerisinde etkili olan insanları seçiyor, asla etkisiz elemanların üzerine yatırım yapmıyordu. Efendimiz çekirdek kadronun inşasında o gün bile bulundukları sosyal çevrede nesne değil, aktif öznelerin üzerine hesaplar yapıyordu. Cahiliye yıllarında toplum içerisinde belli konumu olanlara öncelik tanıyor, bu şahısların insanlar üzerinde daha etkili olacağını dikkate alıyordu. O gün için köle olanlar içerisinden seçtiklerinde bile bu hususiyetleri gözetiyor; her köleyi değil, bu özellikleri bünyesinde barındıranları seçiyordu. Özellikle Efendimiz (a.s) Erkam’ın okulunun sadece zayıflara, kölelere, toplumun dışlamış olduğu zümrelerin tekeline girmesine asla müsaade etmiyor, bu konuda oldukça titiz davranıyordu. Yine Allah Resulü (s.a.v.) o gün için tek bir cinsiyet üzerinde yoğunlaşmıyor, Erkam’ın evinin kadın-erkek herkesi kuşatmasına önem veriyordu.

3- 3- Mekke’nin sosyal yapısını çok iyi bilen Efendimiz, Erkam’ın evinin asla her hangi bir kabilenin ve ailenin denetimine girme zeminini oluşturmuyor, tüm aileleri kuşatarak ve özellikle her aileden en az bir bireyi alarak, toplumun tamamında mesajın etki etmesine özen gösteriyordu.

4- 4- Son olarak Efendimiz (a.s.) yaş konusunda da ciddi bir sınırlama getirmiyor, ama özellikle gençler üzerinde yoğunlaşıyordu.

Burada iddia ettiğimiz maddelere mevcut siyer bilgilerinize dayanarak itirazlarda bulunabilirsiniz; ama biraz sabredin ve önümüzdeki hafta bu iddiaları ispat eden verileri dikkate alın, o zaman göreceksiniz ki; iddia edilen özellikler, havada kalan sözler değil, ciddi bir araştırmanın mahsulüdür.
Erkam’ın evinin nebevî medrese olarak istihdam edilmesinin üzerinden 6 ay geçmişti ki, bu evin talebelerinin sayısı 45’e varmıştı. Bu 45 kişinin kimler olduğu konusunda isimlerin ayrıntısına girmeyeceğim; ama büyük bir çaba vererek tespit ettiğimiz şu bilgileri dikkatlice okumanızı ve bir önceki yazımızdaki belirttiğimiz hususiyetlerle birlikte değerlendirmenizi istirham ediyorum.
Cinsiyet: Erkam’ın evini oluşturan 45 talebeden; 28’i erkek, 17’si kadındır. Bu oran nebevî medresenin tek bir cinsiyetten oluşmadığının en büyük delilidir. Bu medresede yetiştirilen, risalet davasını omuzlayacak çekirdek kadroda erkekler kadar kadınlarında aktif görev alarak bulunduklarına şahit oluyoruz. Bu konuda Efendimiz’in ne kadar hassas olduğunu buradan da anlayabiliriz. Allah Resulü yeryüzünün en büyük iman hamlesini yaparken erkekler kadar hanımlardan da istifade etmiştir.

Ekonomik Yapı: Erkam’ın evinin ilk 45 talebesinin ekonomik yapılarını incelediğimizde yine mevcut siyer bilgilerimizin aksine bir sonuç ile karşılaşıyoruz. Genelde bu döneme ait bilgilerde biz risalet davasının zayıf, fakir ve köleler eliyle gerçekleştiği iddialarına rastlarız. Ama görüyoruz ki, bu 45 kişiden 34’ü zengin, 11’i ise fakirdir. Bu veri ile şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Efendimiz çekirdek kadronun inşasında ayakları yere sağlam basan insanları tercih ederek, evinde un derdinde olanlardansa, bu sorununu kısmen halletmiş olanları seçmiş, yük olanları değil, yük alacakları belirlemiştir.

Sosyal Yapı: Bu nebevî medresenin talebeleri; asabiyet ateşinin en üst düzeyde yandığı bir ortamda, bu ateşi söndürecek ve insanlar arasında imana dayalı bir kardeşlik oluşturma adına hep farklı farklı kabile ve ailelerin müntesiplerinden oluşturulmuştur. İlk 45 kişinin aile mensubiyetleri dikkate alınarak bir liste çıkardığımızda, bu talebelerin tam 16 farklı aileye mensup olduklarını görürüz. O günün Mekke’sinde 9 önemli kabilenin var olduğunu hatırlarsak, demek ki daha ilk günlerde İslam’ın mesajı Mekke dışına, mesela; Gifar’a ve Necid’e kadar uzanmış, buralardan da çekirdek kadro içerisine bazı şahıslar dahil edilmiştir. Bu noktada Efendimiz’in çok hassas davrandığına ve özellikle kabileler konusunda Hz.Ebubekir’in Efendimiz’e oldukça katkısı olduğuna şahit oluyoruz. Şöyle ki; Hz. Ebubekir bir nesep/soy alimiydi. Bölgedeki tüm kabile ve aileleri çok yakından tanıyordu. Hz. Ebubekir elde ettiği bilgiler ışığında bazen “Ya Resulullah! Falanca kabileye mensup talebemiz yok, onlardan bir tanesini kazanmamız lazım, çünkü o kabilenin şöyle şöyle hususiyeti var” diyor ve bu konuda Efendimiz’i uyarıyordu. Allah Resulü’de bu uyarıları dikkate alıyor, zihin dünyasında belirlediği talebelik vasıflarına uygun bir isim arıyor, bulunca da bu ismi kazanmanın yollarını zorluyordu.

Yaş: Son olarak bu 45 kişinin yaş ortalamasının ne olduğuna gelirsek; ortalama yaşın takriben 25 olduğunu görürüz. Efendimiz Daru’l Erkam’a talebe seçerken özellikle bir yaş grubuna takılmamış, diğer özellikleri daha fazla önemsemiştir. Böyle olmasına rağmen 40 yaşında olan Allah Resulü’nün etrafında o günlerde hep gençlerin olduğunu görürüz. Erkam’ın evinin ilk sakinlerinden bir kaçını hatırlarsak mesela; içlerinde Hz. Hatice gibi 55, Sümeyye ve Yasir gibi 57-60, Hz. Ebubekir gibi 38 yaşlarında olanlar olduğu gibi, Ali gibi 10, Zübeyr bin Avvam gibi 16, Talha ibn Ubeydullah gibi 20, Erkam b.Ebi’l Erkam gibi 18 yaşlarında olanlarda vardı. Dolayısı ile bu 45 kişinin ortalama yaşını aldığımızda takriben 25 yaşlarında olduklarını söyleyebiliriz.

Şu ana kadar Erkam’ın evinin temel hususiyetlerine dair bilinmesi gereken tüm noktalara temas ettik. Asıl üzerinde durmamız gereken husus ise Allah Resulü’nün bu evin talebelerini nasıl yetiştirdiğidir. İnsanlık tarihinin en önemli toplumsal dönüşümünü gerçekleştiren bu küçücük topluluk hangi usul ve üslup ile yetiştirilmişti.

Öncelikle şunu söyleyelim ki, bu evin tek bir eğitim ve talim kitabı vardı; buda o ana kadar nazil olmuş ve üç-beş sûreyi daha geçmemiş olan Kur’an ayetleriydi. Bu ayetler ışığında Erkam’ın evindeki eğitimin bir şahsiyet eğitimi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Geçen yazılarımızda değindiğimiz gibi, farklı cinslerden ve yaş gruplarından, farklı kabile ve aşiretlerden, ve tabi ki farklı ekonomik seviyelerden gelen bu talebeler aynı potaya giriyor ve nübüvvetin bu potasından, nasıl girerlerse girsinler elmaslaşmış insanlar olarak çıkıyorlardı. Bu medrese ve potanın muallimi olan Allah Resulü (s.a.v.) talebelerini çok ciddi bir şahsiyet eğitimine tabi tutuyor ve bu eğitimin seviyesini vahiyden aldığı ilham ile sürekli yükseltiyordu.
Efendimiz’in Erkam’ın evinde eğitmeye başladığı bu altın nesle verdiği şahsiyet eğitiminin 3 mühim basamağı vardı. Bu basamaklara dair çok temel noktalara ancak değinecek, açılımlarını değerli okuyucularımızın zihni çabalarına havale edeceğiz.

1- 1- Sağlam bir akide: Allah Resulü Erkam’ın evindeki ilk talebelerine iman ve inanç esaslarına dair çok saf ve duru bir tevhid düşüncesini öğretti. Kelime-i Tevhid’in anlamına, muhtevasına ve etkisine dair bilinmesi gereken her şeyi iyice zihin dünyalarına nakşetti. Bu ilk talebeler sağlam bir akideye sahip olarak, işin temelini en yetkin insandan, en güzel bir şekilde öğrendiler. Dolayısı ile işin başı ve temeli olan tevhid, çekirdek kadroda çok güzel ve derin bir şekilde öğrenildi.

2- 2- Aklî Eğitim: Tasavvurdan başlayarak akıl ve zihin dünyası vahyin rehberliğinde yeniden inşa edildi. Özellikle cahiliyenin tüm karanlık, eksik ve yanlış düşünceleri işin temeline inilerek düzeltildi. Bu yönü ile Erkam’ın evindeki eğitim önce imha ile başladı; Vahyin temel düşüncelerine ters ne kadar kavram var ise bunların içerisi boşaltıldı ve sonra yeniden kavramlar ilahî kelamın mesajları ile dolduruldu. Kavramlar çok önemliydi, çünkü her bir kavram, kişinin ölçü ve mihenk taşı idi. İşin başında elindeki yada zihin dünyasındaki ölçü birimi yanlış olan biri önüne gelen her şeyi yanlış ölçüp, biçecekti. Bunun için öncelik bu alana verildi ve önce tasavvur, sonra akıl inşa edilmeye başlandı. Kavramlara doğru anlamları vahyin ışığında inşa ettiren her bir talebe, aklî anlamda ciddi bir mesafe kat ederek, sağlam bir akidenin üzerine, doğru yapılar inşa etmeye başladı.
3- 3- Ruhi Eğitim: Erkam’ın evinde aklî eğitimin yanında ciddi bir ruhi eğitimde yapılıyordu. Özellikle nefis terbiyesi, iradenin sağlamlaştırılması, maddi dünyadan önce manevi dünyanın imar ve inşasına oldukça önem veriliyordu. Bu noktada inen ilk ayetlerde teheccüt namazının emredilmesi, ezkar ve evradın Allah Resulü’nün hayatındaki yeri ve bunun ilk talebelerin hayatlarına nasıl yansıdığı unutulmamalıdır.

Erkam’ın evinde Allah Resulü’nün talebelerinin şahsiyetini eğitirken takip ettiği bu 3 basamak aslında inen 3 sûrenin pratik karşılığı idi.

Alak Sûresinin inen ilk beş ayeti bir taraftan sağlam bir akide oluşturuyorken, diğer taraftan da akılları terbiye ediyor, yani eğitiyordu. İlk inen beş ayette önce bilginin ve hakikatin mutlak kaynağının neresi olduğu belirtiliyor; 2 kez İkra, 2 kez alleme, birer kez de kalem ve ya’lem diyerek 5 ayette, 6 kez ilme ve bilgiye dair kelimeler kullanarak bilginin mutlak kaynağına dikkat çekiliyordu. Bilginin kaynağına, yani islamileştirilmesine bu şekilde değinen ilk ayetler, muhatabın sağlam bir akideye kavuşması içinde, hem uluhiyyette, hem de rububiyette tevhidin inşa edilmesini istiyordu. İlk 5 ayette geçen 3 Esma-i İlahiye muhataplarında sağlam bir akidenin oluşmasına çaba veriyordu.

Rab; Rububiyette tevhide,
Halık ismi; Uluhiyette tevhide,
Ekrem ismi ise; Rızıkta tevhide işaret etmekteydi.
Demek ki, inen ilk beş ayet Erkam’ın evinde verilen eğitimin ilk iki maddesi olan; Sağlam akide ve akli eğitimin temelini oluşturuyordu.

Ya Ruhi eğitim; Nübüvvet medresesinin muallimi olan Allah Resulü (s.a.v.) elinin altındaki bir avuç talebesini vahyin gölgesinde yetiştirirken, işin başlangıcında, ekseninde şahsiyet eğitimi olan bir usûl takip ediyordu. İlk inen beş ayet ile öğrencilerinin sağlam bir akide ve doğru bir aklî eğitime kavuşmaları için çaba harcıyordu. Sağlam akide ve aklî eğitim işin ilk iki basamağı ve temeliydi. Bundan sonraki sürecin ne olacağını inen Müzzemmil ve Müddessir sûreleri belirleyecekti. Erkam’ın evinde takip edilen eğitim sisteminin üçüncü basamağının; Ruhi eğitim olduğunu bir önceki yazımızda belirtmiştik. Ruhi eğitim; bir yönü ile nefis terbiyesi, bir diğer yönü ile iradenin tamamının eğitimidir. Alak Sûresinden sonra inen ayetler, ilk muhatabı olan Allah Resulü’ne (s.a.v.); “ Ya Eyyühe’l Müzzemmil, Kumi’l leyle illa kalile” yani; “ Ey örtülere bürünen! Gece biraz ilerleyince kalk ” diyordu. Kum/kalk diyen ayetler Efendimiz’e kalkıp ne yapmasını söylediği gibi, neden kalkması gerektiğini de söylüyordu:

“Doğrusu biz sana çok ağır bir sorumluluk vereceğiz”

İşte bu ağır sorumluluğun altında ezilmemek ve hakkı ile bu sorumluluğu taşımak için öncesinde sağlam bir akideye ve aklî bir eğitime, sonrasında ise ruhi bir eğitim ve disipline ihtiyaç vardı.
Eğitimin üçüncü basamağı işin en zor kısmı idi; çünkü geceleri kalkmak, uykuyu belli bir terbiyeye tabi tutmak, öyle herkesin yapacağı işler değildi. Bunu ancak iradesi güçlü olan bireyler yapabilirdi; zaten ilahî kelamda iradeyi hedef alarak muhataplarını inşa ediyordu.

Müzzemmil Sûresindeki ayetler Allah Resulü’ne ve Erkam’ın evinin talebelerine diyordu ki: “Geceleri kalkın, herkes uykudayken sizler uyanık olun! Çünkü sizler çok ağır bir yükümlülük ile karşı karşıyasınız. Risalet davası öyle ucuz bir dava değildir. Bu işin içerisinde sözlü ve fiili saldırılara uğramak var; evden, aştan, işten, eşten hatta candan olmak var. Bu kadar sıkıntılı hallerin üstesinden ancak iradesi güçlü ve iyi bir ruhi eğitim almış olanlar gelebilir. Bunun için geceleri kalk! Dava adamı gece yetişir. Gecenin ruhbanı olmazsan eğer, gündüzün fursanı/atlısı olmazsın. Geceni ihya edemezsen, gündüzünü inşa edemezsin. O halde; kum/kalk! Kalk ki; kaldırabilesin, kalk ki; taşıyabilesin, kalk ki; risalet davasını, yani dağın taşın taşımaktan imtina ettiği bu ağır yükü omuzlayabilesin ve altında ezilmeyesin. Kalk ve yere sağlam bas! Ayakların, özellikle de sağ ayağın bir pergel gibi yerde sabit olsun; adeta çivilensin, çivin sağlam olsun. Ta ki, bu zorlu dava senin omuzlarında yükselsin ve hak ettiği noktaya ulaşabilsin.”

Erkam’ın evinin talebeleri vahyin gölgesinde ve Efendimiz’in rehberliğinde böyle yetiştiriliyorlardı. Şahsiyet eğitiminin ilk üç basamağı olan; sağlam bir akide, aklî ve ruhi eğitim belli bir seviyeye gelince; kum/kalk diyen ikinci bir sûre daha nazil oluyordu. Aslında inen bu ayetler eğitimin farklı bir merhalesini oluşturuyordu. Şu ana kadar yapılanlar hep temsil kabiliyeti olan şahsiyetler yetiştirmekti. İşin başlangıcı burasıydı; Allah Resulü’de Erkam’ın evinin talebelerine mensup oldukları davayı hakkı ile temsil edecek bir şahsiyetlerinin olmasına gayret gösteriyordu. Temsiliyet liyakati sağlanınca semanın kapıları bir kez daha açılıyor ve gelen ayetler şöyle diyordu: “Ya Eyyühe’l Müddessir! Kum fe enzir” yani; “ Ey içe dönük gayretler içersinde olan artık kalk, uyar ve korkut!”

Gelen bu emir yeni bir sürecin başladığına işaret ediyordu; artık öğrenciler temsiliyet makamının hakkını verecek bir konuma gelmişlerdi. O halde yapılması gereken temsiliyetten, teklifiyete geçmekti; birilerini bu mesaja davet etmek, teklif etmekti. Erkam’ın evinin talebeleri temsil makamının gerektirdiği tüm sorumlulukları yerine getirdikleri için hiç kimse onlara; “siz bu söylemi hak etmiyor, sizler kametlerinizin ötesinde bir kıraat içerisindesin” diyemiyorlardı. Çünkü onlar; yaşadıklarını anlatıyor, anlattıklarını yaşıyorlardı.

Böyle olduğu içinde yeryüzünün en büyük iman hamlesi bir avuç insanın omuzlarında gerçekleşiyordu. Peki bir daha böyle bir iman hareketi gerçekleşmez mi? Bir daha alem Erkam’ın öğrencilerine kavuşmaz mı?

Tarihte bir kez dahi olsa gerçekleşen bir olay, bir daha gerçekleşir. Yeter ki bizler elimizin altında bulunan bu büyük sermayeden istifade etmeyi bilelim ve bu güne nasıl taşınacağını iyice kavrayabilelim. O zaman göreceğiz ki, evlerimiz Daru’l Erkam’lar olacak ve buralardan da sahabe şuurlu talebeler yetişecektir.

(2141)