Kurtuluş Faydasız İşleri Terk Etmekte

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu; “Kurtuluş Faydasız İşleri Terk Etmekte!” idi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, bu serlevha altında, mâlâyânî işleri terketmenin önemini, terk edilmediği zaman karşılaşılan durumları, zamanı iyi kullanmanın faydalarını ve vakit ahlakı meselesinde alınması gereken mesajları anlattı. Dersin başında Türkçe Ezan meselesi için söyledikleri ise bizlerde farklı ufukların açılmasına vesile oldu.

Dersten Cümleler

Bugün ümmetin darmadağın oluşunun sebebi biziz; kalplerimiz dağınık, zihinlerimiz dağınık, hanelerimiz dağınık, ticaretlerimiz dağınık, bundan dolayı ümmetimiz dağınık…

İslam ilim tarihi adlarını sayamayacağımız kadar âlim ile doludur…

O âlimler içerisinden birisi de meşhur tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı olan İbn Haldun’dur.

“Coğrafya Kaderdir!” (İbn Haldun)

Bizlerde bu coğrafyada, Anadolu dediğimiz onlarca medeniyete beşik olmuş, her dönemde birilerinin üzerlerinde binlerce hesap yaptığı, farklı farklı hedefler konduğu bundan dolayı da derdinin bitmediği, sıkıntısının azalmadığı, acılarının hafiflemediği bir coğrafya olmuştur.

Karşımızda mücadele etmek zorunda olduğumuz 4 cephe var: Küfür Cephesi, Nifak Cephesi, Fısk Cephesi, Cehalet Cephesi…

1922’den 1932’ye kadar olan 10 yıllık sürecin kısa bir hatırlatılması:

Saltanatın kaldırılması 1922
Cumhuriyet’in ilanı 1923
Halifeliğin kaldırılması 1924
Tevhid-i Tedrisat Kanunu 1924
Şapka Kanunu 1925
Tekke ve Zaviyelerin kapatılması 1925
Harf İnkılabı 1928
Ezanın Türkçe Okunması 1932

İlk kez 22 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar Okur tarafından okundu Türkçe ezan…

Bundan 8 gün sonra, 30 Ocak 1932 tarihinde ise ilk Türkçe ezan, Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu. 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir genelge gönderildi ve böylece köylere, mezralara varıncaya kadar her yerde Türkçe ezan okundu. Ta ne zamana kadar peki böyle devam etti. 16 Haziran 1950’ye kadar devam etti. Tam 18 yıl bu topraklar Ezan-ı Muhammedi’yi asli hali ile okuyamadı.

Türkçe Ezanın Sözleri:

Tanrı uludur, Tanrı uludur, Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Şüphesiz bilirim Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Haydi namaza, Haydi namaza, Haydi namaza
Haydi felaha, Haydi felaha, Haydi felaha
(Uykudan namaz daha hayırlıdır)
Tanrı uludur, Tanrı uludur
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

Allah lafz-ı celali dâhil, her kelimeyi Türkçeleştirdiler, ama felah kelimesi aynı şekilde kaldı? Neden? Felahı karşılayacak bir kelime bulamadılar. Felahın Türkçe karşılığı Kurtuluş olduğu için, bu karşılığı kullanmak istemediler.

Kur’an’da tertip sırası 23 olan süre, Mü’minûn Sûresi’dir.

“Gerçekten müminler felaha/kurtuluşa ermiştir.”  (Mü’minûn, 1)

“Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minûn, 2)

“Onlar ki namazlarının üzerine muhafızlık ederler.” (Mü’minûn, 9)

“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn, 3)

“Onlar ki, zekâtlarını tastamam verirler.” (Mü’minûn, 4)

“Ve onlar ki, iffetlerini/namuslarını muhafaza ederler, korurlar.” (Mü’minûn, 5)

Derslerimizin içerisinde ısrarla vurguladığımız bir hakikat var, diyoruz ki: “Resulullah’ın (sas) mübarek lisanından çıkan her cümlenin, O’nun (sas) o mutahhar hayatında ortaya konan her tavrın şöyle yada böyle Kur’an’da bir dayanağı, yaslandığı bir referans kaynağı muhakkak vardır.”

Hadisler, hakikatin belgeleridir.

Ebü Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen şeyi terketmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”  (Tirmizî, Zühd, 11; İbn Mace, Fiten, 12)

Ayette geçen ‘lağv’ kelimesine sözlüklerimiz şöyle anlamlar verirler: “Gereksiz yere konuşmak, bir şeyin hükmünü ortadan kaldırmak, bir şeyi geçersiz kılmak, saçmalamak, sözünde hatalı yanlış olmak, boş söz kullanmak, fayda ve menfaat elde edilmeyen ve önemsenmeyen söz, önemsenmeyen şey, günah, batıl, gürültü yapmak, yaygara koparmak, karışıklık çıkarmak…”  (İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XII, 299-300)

Aslında tüm tanımları bir tek kelimede özetleyebiliriz, oda Mâlâyânî şeyler

Kur’an-ı Kerim’in bu manaya yakın olarak kullandığı kelimeler: Abes, Lehv, La’b…

Faydalı iş, yapılan işin salih bir amel olmasıdır. Peki, bir amel nasıl salih bir amel olabilir?

1. Sağlam bir iman ve selim bir niyet üzerine yapılırsa
2. Kur’an’a, Sünnet’e ve meşru örfe uygun olursa
3. Doğru zamanda, doğru iş, ortaya konursa
4. Kendisine faydası olduğu gibi başkalarına da faydası dokunursa
5. Bir zararı ve kötülüğü ortadan kaldırıp, iyiliği ve yararı insanlara sağlarsa

“Kişi kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne işte harcadığından, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından, öğrendiği ile ne derece amel ettiğinden hesaba çekilecektir ve bunların cevabını vermeden hiçbir yere adım atamayacaktır.” (Tirmizi, Kıyamet, 1)

“Her yeni gün şöyle seslenir: Ey insanoğlu! Ben yeni bir ânım. Yaptığın işler konusunda senin şahidinim. Öyleyse beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki lehine şahitlik edeyim. Çünkü ben bir daha geri gelmeyeceğim. Gündüz böyle dile geldiği gibi gece de aynen böyle dile gelir, o da bunları söyler.” (Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 15/336)

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlardan faydalanmak hususunda aldanır ve değerini bilemez. Bu iki nimet: Sıhhat ve boş vakittir.” (Buharî, Rikâk, 1)

“Üzerine güneşin battığı, ömrümün eksildiği, ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar, başka bir şeye pişmanlık duymuyorum.” (Abdullah b. Mes’ûd)

Muhammed Zahid el-Kevserî: “İbn Mes’ûd, hayata gözlerini yumduğunda arkasında 4000 civarında âlim bırakmıştı.”

“Bütün ayıplar bizde olduğu hâlde hep zamanı kınarız. Gerçekte ise zamanın hiç suçu yok, bütün suçlar bizdedir. Haksız yere zamanın sahibine hicivler düzeriz. Zaman dile gelse, kim bilir bizim için neler neler söylerdi!”

Tabiîn âlimlerinden Amir b. Abdillah b. Abdilkays el-Basrî (55/675) isimli meşhur bir âlimimiz var:“Güneşi durdur, gel yanımda otur; sohbet edelim.”

“Allah’ım! Faydasız ilimden sığınırım.”  (Tirmizî, Daavât, 68)

Vakit Ahlakı

1. Erteleme! Ecel var!
2. Dağıtma! Dert var!
3. Kararsız Kalma! Kader var!
4. Hırsızları Yakala! Hedef var!
5. Harcama! Hesap var!

“Erteleyenler/Yarıncılar helak oldu.”

Hz. Ali’nin o güzel sözü:

“Dünya her an bizden uzaklaşmakta, âhiretse bize yaklaşmaktadır. Bunlardan her ikisini de tercih edenler vardır. (evlatları vardır.) Siz âhireti tercih edenlerden olun! Dünyayı tercih edenlerden olmayın! Bugün /amel var, hesap yok! Yarınsa hesap var, amel yok!” (Buhari, Rikâk,4)

(1073)