Kur’an ve Sünnet Işığında Kabir Azabı Meselesi

Öteki Hayat dersinde bu hafta, Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, bazı tartışmalara konu olan kabir azabı meselesini anlattı. Hocamız, “Kur’an ve Sünnet Işığına Kabir Azabı Meselesi” başlığında, hem Kur’an’ın hemde hadislerin bu konuya yaklaşımını örneklerle ele aldı. Akıllarımızdaki birçok soruya cevap bulduğumuz bu ders, bizlere bu tarz meseleler, nasıl ele alınmalı konusundada ipuçları verdi.

Dersten Cümleler

İlk dönem hadis kaynaklarımızdan birisi de, Abdürrezzak b. Hemmâm’ın el-Musannef’idir. Abdürrezzak b. Hemmâm’ın doğumu hicri 126, vefatı hicri 211’dir.

İmam Ahmed b. Hanbel: “Hadiste, Abdurrezzâk´tan daha hasen birini görmedim?”

“Ömer b. Hattab, Abdurrahman b. Avf ve falan falan sahabiler şahitlik ederler ki Hz. Peygamber ve ondan sonra da Ebû Bekir’le Ömer, recm cezasını tatbik etmişlerdir. Ancak korkarım ki sizden sonra gelenler içinde recmi, Deccal’ı, şefaatı, kabir azabını ve günahkâr mü’minlerin azap gördükten sonra ateşten çıkacaklarını inkâr eden bazı kimseler ortaya çıkacaktır.” (Abdürrezzak b. Hemmâm, el-Musannef, 7/330; 11/412)

İslam tarihinde kabir azabını ilk inkâr eden, önceleri Mutezile olan ama sonra Mutezile’yi tenkit edip, Cebriye’ye katılan Dırar b. Amr’dır. (h.200)

Burada bize düşen en önemli vazife Allah’ın kitabını ve o kitabın en isabetli ve en doğru tefsiri olan Hz. Peygamber’in kutlu beyanlarını anlamaya çalışmak, önce aklımızda belirlediğimiz fikre deliller bulmak değil, deliller ışığında hakikat yolculuğuna çıkmaktır.

Nasıl bir usulümüz olmalı?

1. Kur’an-ı Kerim, tek kaynak olarak değil, temel kaynak olarak ele alınmalıdır.
2. Kur’an-ı Kerim, sadece sözlükler üzerinden değil, sahih birikim üzerinden anlaşılmaya çalışılmalıdır.
3. Peygamber’in (sas) kutlu beyanları asla ihmal edilmemeli, bu konuda kılı kırk yararcasına bir hassasiyet ile yürünmelidir.
4. Sahabe, Tabiîn ve ondan sonra gelen kuşakların, özellikle mezhep imamlarımızın söylediklerini dikkate almalı, onların içtihatlarının rehberliğinde hareket edilmelidir.
5. Tartışmaya mevzu olan konuların gaybi konular olduğu unutulmamalı, verilen bilgi ile yetinilmeli, ötesinin peşine düşülmemelidir.
6. Tartışmaya şahit olan toplumun her kesiminden insan olacağı akıldan çıkarmamalı, söylenenlerin muhataplarda nasıl yankı bulacağı hesap edilmelidir.

Kabir Azabı meselesinin genel anlamda hangi konuları tartışılıyor?

1. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de tek bir ayet yoktur; dolayısı ile kabir azabı diye bir şey de yoktur.
2. Kabir azabı meselesi bize geçmiş dinlerden ve ümmetlerden intikal etmiş bir meseledir.
3. Bu konu hakkında söylenen rivayetler ya uydurmadır ya da sahih değildir.
4. Kabir azabı akla ve mantığa sığmayan bir meseledir, dolayısı ile ortaya çıkan bu çelişkilere düşülmemelidir.
5. İki kere hesaba çekilme yoktur, kabirde hesaba çekilip hüküm verilecekse, asıl mahkemeye ihtiyaç kalmayacaktır.

Basra kadısı Ubeydullah b. Hasan’ın (v.168/784-785) sözleri:

“Muhakkak ki Kur’ân ihtilafa delâlet eder. Kaderi reddeden görüş doğrudur. Zira bu görüşün kitapta bir mesnedi vardır. Cebri savunan görüş de doğrudur; zira bu görüşün de kitapta bir mesnedi vardır. Böyle diyenler de isabet etmiştir, öyle diyenler de. Çünkü bir ayet muhtelif iki veçhe delalet ettiği gibi, zıt iki manayı da muhtemil olabilir.”

Bir gün kendisine Kaderiyye ile Cebriye’den sorulduğunda şöyle dedi: “Hepsi isabet etmiştir. Çünkü bunlar (kaderiyye) Allah’ı ta’zim eden bir gruptur, onlar da Allah’ı tenzih eden bir gruptur. İsimler hakkında söylenenler de bu şekildedir. Binaenaleyh her kim zina eden kimseyi mü’min olarak isimlendirirse isabet etmiştir. Zina eden kimsenin mümin ya da kâfir değil, fasık olduğunu söyleyen de isabet etmiştir. Mümin ya da kâfir değil, münafık olduğunu söyleyen de isabet etmiştir, müşrik olmayıp kâfir olduğunu söyleyen de isabet etmiştir. Hem kâfir hem de müşrik olduğunu söyleyen de isabet etmiştir. Çünkü Kur’ân bunların hepsine delalet etmektedir.

Muhtelif sünnetler de tıpkı bunun gibidir. Kur’a çekmek caizdir, aksi de; anlaşmalı kölenin azad olmasını sağlayacak bir işi yapması caizdir, aksi de; kâfire karşılık müminin öldürülmesi caizdir, öldürülmemesi de. Bir fakih bu görüşlerden hangisini alırsa alsın isabet etmiştir.

Bir kimse: ‘Adam öldüren kimse cehennemdedir!’ dese isabet etmiştir. ‘Cennettedir’ dese, yine isabet etmiştir. Bu hususta hiç görüş belirtmese ve onun durumunu Allah’a havale etse yine isabet etmiştir. Zira o böyle demekle, sadece Allah’ın onu bu işe sevkettiğini, kendisinin ise gaybı bilmekle yükümlü olmadığını kastetmektedir.” (İbn Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il-Hadis, s. 46.47)

Kur’an-ı Kerim’de Kabir Azabı ile alakalı ayetlerden bazıları:

Bakara 28, En’am 93, Tevbe 101, İbrahim 27, Nahl 32, Meryem 15, Taha 124, Secde 21, Fatır 22, Yasin 52, Mü’min 11, 46, 99, 100, Zümer 42, Casiye 21, Tur 45-47, Vakıa 83-96, Mümtehine 13, Nuh 25, Fecr 27-30,Tekasür 1-8

“O ateş ki sabah akşam ona arz olunurlar. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı gün: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!” denir.”  (Mümin 46)

“Tekasür Süresi nazil olana kadar bizim içimizde kabir azabı ile alakalı bazı şüpheler vardı. Ne zaman ki; “Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz.” ayeti geldi, bu konuda bütün şüphelerimiz izale oldu.” (Tirmizi, Tefsir Tekâsür, 3352)

Kur’an’a göre kabir azabı yoktur diyenlerin ileri sürdükleri iki ayet: Duhan 56 ve Fatır 22

“Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta ısrar edenler vardır. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Daha sonra da büyük bir azaba döndürülecekler.” (Tevbe, 101)

“el-Hasen ve Katade derler ki: ‘İki azaptan kasıt dünya azabı ile kabir azabıdır.’ İbn Zeyd der ki: ‘Birincisi mal ve evlatlarında karşılaştıkları musibetler, ikincisi ise kabir azabıdır.’ Mücahid der ki: ‘Biri açlık, diğeri öldürülmektir.’ el-Ferra ise der ki: “Biri öldürülmek, diğeri ise kabir azabıdır.” (İmam Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, c. 8, s. 376)

Bir yahudi kadın, Âişe validemizin yanına geldi. Kadına iyi davrandı annemiz, ona bazı hediyeler de verdi. Kadın tama çıkacakken:  “Allah, seni kabir azabından korusun!” dedi. Aişe annemiz de Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma kabir azabından sordu.  Efendimiz (sas): “Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!” buyurdu. Hz. Âişe der ki: “Bundan sonra (dikkat ettim) Resûlullâh’ı namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiâze (Allah’a sığınma) etmediğini hiç görmedim.” (Buhâri, Cenâiz, 89; Müslim, Mesâcid,123; Nesâî, Cenâiz,115)

Hz. Peygamber (sas) “Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah’a dua ederdim!” buyurdular ve sonra şunları söylediler: “Kabir azabından Allah’a sığının!” Oradakiler: “Kabir azabından Allah’a sığınırız!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “Cehennem azabından da Allah’a sığının!” dedi. Oradakiler: “Cehennem azabından Allah’a sığınırız” dediler. “Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah’a sığının!” dedi. Oradakiler: “Açık ve kapalı her çeşit fitneden Allah’a sığınırız!” dediler. “Deccal’ın fitnesinden Allah’a sığının!” buyurdu. Oradakiler:  “Deccal’ın fitnesinden Allah’a sığınırız!” dediler.” (Müslim, Cennet, 67)

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) iki kabre uğradı ve: “(Bunlarda yatanlar) azab çekiyorlar. Azapları da büyük bir günahtan değil” buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler: “Evet! Biri, nemîmede (lâf getirip götürmede) bulunurdu. Diğeri de küçük abdestinde dikkatli davranmazdı.” Aleyhissalâtu vesselâm sonra yaş bir hurma dalı istedi, ikiye böldü. Birini birinin üzerine dikti, birini de öbürünün üzerine dikti. Sonra da: “Belki bunlar yaş kaldıkça azapları hafifler!” buyurdular.” (Buhâri, Vudû, 55, 56; Müslim, Tahâret, 111)

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah (cennet veya cehennemdeki) yeri arz edilir. Cennet ehlinden ise, (yeri) cennet ehlinin (yeridir), ateş ehlinden ise (yeri) ateş ehlinin (yeridir). Kendisine: ‘Allah seni Kıyamet günü diriltinceye kadar senin yerin işte budur!’ denilir.” (Buhârî, Cenâiz, 90; Müslim, Cennet, 65)

“Mü’min bir kulun dünya ile alakası kesilip, ahirete yönelmeye başladı mı semadan yüzleri güneşi andıran beyaz yüzlü melekler iner. Beraberlerinde cennet kefenlerinden bir kefen ve cennet kokularından bir koku bulunur. Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar…” (Buhari, Cenaiz, 85, Müslim, Cennet, 17; Ebû Davud, Sünnet, 27; Nesai, Cenaiz, 114; Hâkim, el- Müstedrek, I, 93-95/107; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,  IV, 287)

Kabir, Mümin için kefaret, Münkir için nedamettir.
Kabir, Mümin için cennete açılan bir pencere, Münkir için cehenneme açılan bir penceredir.
Kabir, Mümin için rahmet meltemini, Münkir için azap rüzgârını hissedeceği mekândır.
Kabir, Mümin için bedenin menzili, ruhunun ziyaretgâhı; Münkir için bedenin zindanı, ruhunun işkence alanıdır.
Kabir azabı akla ve mantığa sığmayan bir meseledir, dolayısı ile ortaya çıkan bu çelişkilere düşülmemelidir.

Dünyanın zamanı, dünya için geçerlidir. Rabbimiz Berzah Âlemine başka bir zaman, Ahiret âlemine daha başka bir zaman takdir etmiştir.

“Allah inkârcılara: “Size kalsa, dünyada kaç yıl kaldınız?” diye sorar. Onlar: “Bir gün veya daha da az kaldık” derler. Rabbimiz buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız, keşke siz bunu daha önce bilmiş olsaydınız.” (Mü’minûn Sûresi, 112-114)

Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: “Şu Muhammed (sas) denilen zat hakkında ne dersin?” O da şöyle cevap verir. “O, Allah’ın kulu ve Resulüdür. Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir.” Bunun üzerine melekler; “Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik”, derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: “Yat ve uyu ” derler. O da; “Aileme gidin de durumumu haber verin” der. Melekler ona; “Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi, mahşer gününe kadar sen uyumana devam et.” derler.”

“Eğer ölü münafık olursa, melekler şöyle der: “Şu Muhammed (sas) denilen zat hakkında ne dersin?” Münâfık da şöyle cevap verir: “Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum.” Melekler ona; “Böyle diyeceğini zaten biliyorduk” derler. Daha sonra yere “Bu adamı alabildiğine sıkıştır” diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder.” (Tirmizi, Cenâiz, 70)

“Ey Ömer! Öldüğünde kavmin seni yıkayıp, kefenleyip kokuladıkları, sonra seni yüklenip o çukura bıraktıkları, sonra üzerine toprağı atıp seni defnettikleri zaman durumun ne olacak? Onlar senin yanından ayrıldıklarında sana Münker ile Nekir gelirler. Onların sesleri şiddetli gök gürültüsü ve gözleri çakan şimşek gibidir. Tüyleri yerde sürünür. Kabri, dişleriyle deşerler (veya teftiş ederler). Ey Ömer! Bu durumda halin ne olacak?” (Abdürrezzak b. Hemmam, el-Musannef, 6738)

Kabir Azabının şiddetli geçmesine neden olan ameller?

1. Nemime/Koğuculuk
2. Niyâhe/Matemde aşırılık
3. Mahremiyete dikkat etmemek
4. Nezafete ve taharete dikkat etmemek
5. Kamuya ve yetimlere ait mallara el uzatmak
6. Namaza karşı lakayt davranmak

Kabir Azabından Korunma Yolları Nelerdir?

1. Allah’ın kelimesi yücelsin diye O’nun yolunda şehit olmak
2. Müslümanların izzeti kaim olsun diye mevzilerde nöbet tutmak
3. Her türlü musibet ve belaya Allah’ın rızasını kazanmak maksadı ile sabır etmek
4. Kur’an ile hemhal olmak, ahkâmı ile amel etmek, ahlakı ile ahlaklanmak
5. Cuma gecesi veya gündüzü ruhunu Allah’a teslim etmek

Ebû Hureyre naklediyor: Resulullah (sas) şu duayı çokça yapardı: “Allah’ım! Kabir azabından, cehennem azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden, Mesih ve Deccal fitnesinden sana sığınırım.”  (Buhari, Cenaiz, 87)

(933)