Kabir: Uzun Bir Yolculuğun İlk Kapısı

Öteki Hayat dersinde bu haftaki konumuz, cenazeyi takip, defin ve defin sonrası Efendimiz’in (sas) yaptığı uygulamalar idi. “Kabir: Uzun Bir Yolculuğun İlk Kapısı” serlevhasında Muhammed Emin Yıldırım Hocamız bizlere, üç ana başlıkta yedişer madde ile Hz. Peygamber’in (sas) bu alandaki örnekliğini çok güzel örneklerle anlattı.

Dersten Cümleler

Resulullah (sas) riyayı, küçük ve gizli şirk olarak tanımlardı.

Cenazeler ve taziyeler bile artık bize ihlas telkin etmiyor.

“Cenaze namazında tevazu göstermek için en hayırlı saf, sonuncusudur.”

İki veya daha fazla cenaze namazı kılınmasında kerahet vardır.

“Muhakkak mezar, ahiret konaklarının ilkidir. Eğer ölü, onun azabından kurtulursa ondan sonraki konaklar ona kolay olur. Şayet ölü kabrin azabından kurtulmazsa, ondan sonraki konaklar (yani mahşer yeri) ondan daha şiddetli olur.” “İşte bundan dolayı ben mezar kadar korkunç hiçbir feci manzara görmüyorum.” (İbn Mace, Zühd, 32; Tirmizi, Zühd, 5)

Hz. Peygamber’in (sas) Cenaze Konusundaki Uygulamaları

Hz. Peygamber’in (sas) Cenaze Namazı Konusundaki Uygulamaları

Bugünkü dersimizin üç temel konusu var:

Birincisi: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Takibi Konusundaki Uygulamaları

İkincisi: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Defin Konusundaki Uygulamaları

Üçüncüsü: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Defin Ettikten Sonraki Uygulamaları

Birincisi: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Takibi Konusundaki Uygulamaları

1. Cenaze namazını kıldırdığı zaman, bazen cenazenin önünde yürüyerek ama çoğu zaman arkasından yürüyerek kabre kadar cenazeyi takip eder ve özellikle takip edilmesine teşvik ederdi.

“Cenazenin arkasında yürümenin önünde yürümeye olan üstünlüğü, farz namazın nafile namaza üstünlüğü gibidir.” (Abdurrezzak, Musannef, III/447)

Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmaktadır: “Müslümanın, Müslüman üzerindeki hakkı beş tanedir: Selamı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazelerin arkasından gitmek, davete icabet etmek, aksırana elhamdulillah dediğinde yerhamukellah demek.” (Buhari 3/88, Müslim 7/3)

“Hastayı ziyaret ediniz! Cenazelerin arkasından gidiniz! Onlar size ahreti hatırlatır!” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/73, Buhari, Edebu’l-Müfred, 75)

2. Cenazeyi mümkün olduğu müddetçe binit üzerinde değil, yaya olarak takip edilmesini ister, buna da Müslümanları teşvik ederdi.

“Hayâ etmiyor musunuz? Allah’ın melekleri yaya olarak giderken siz hayvanların sırtında gidiyorsunuz? Ve bu halden hiç mi utanmıyorsunuz?” (Tirmizî, Cenâiz, 28)

3. Güneş doğarken, batarken ve tam tepede iken cenaze namazını kılmaz, bu vakitlerin geçmesini bekler, ondan sonra namazı kılar ve öylece defnederdi.

“Resulullah (sas) güneş doğarken, tam ortada (zevalde) iken ve batarken ölü defnetmeyi nehyetmiştir.” (Darimi, Sünen, 1/394; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV/152)

4. Cenazeyi vakar ile taşıtır, gerekmedikçe konuşulmamasını ister, yüksek sesle Kur’an okumaz, yine yüksek sesle tekbir, tehlil, ezkâr yapılmasına müsaade etmezdi.

5. Cenazenin üstü ve yanları açık bir tabutta taşınmasına müsaade eder, vefat eden eğer hanım ise vücut hatlarının belli olmayacak şekilde taşınmasını öğütlerdi.

Betül, el değmemiş, göz değmemiş demektir.

6. Cenaze defnedilecek mezara getirilip omuzlardan indirilinceye kadar oturmayı uygun görmez, ayakta beklenmesini isterdi.

“Ayağa kalk! Yemin olsun şu adam (yani Ebû Hureyre), Pey-gamber’in bizleri cenaze omuzlardan yere indirilmedikçe oturmadan nehyettiğini kat’î olarak bilmektedir.” dedi. Bu söz üzerine Ebû Hureyre: “Vallahi Ebû Saîd doğru söyledi” dedi. (Buhari, Kitabü’l-Cenâiz, 68)

7. Bir zaruret hali yoksa ölüyü tabutla defnetmeyi uygun görmezdi. Ancak bazı özel durumlarda tabutla da defin yapılmasına âlimlerimiz cevaz vermişlerdir.

İkincisi: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Defin Konusundaki Uygulamaları

1. Mezarın geniş, düzgün ve lahid şeklinde kazılmasını ister, kabri derinleştirir, mevtanın başının ve ayaklarının konacağı yeri biraz daha genişletirdi.

“Kabirleri geniş tutunuz, derin açınız ve güzel yapınız! Eğer ölülerinize kabirler yetmezse, iki veya üç kişiyi de bir kabre defnediniz! Kur’an’ı daha çok bilenleri ise öne koyunuz!” (Ebû Davud, Sünen, 2/70; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/19, 20)

“Mezarlarınızı lahd şeklinde kazınız, şakk yapmayınız. Çünkü lahd bizim içindir, şakk ise bizden başkaları içindir.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/359; Ebû Davud, Sünen, 3/213)

“Evet, eğrilik ölüye fayda da vermez, zarar da; ancak dirinin gözüne zarar verir, onu rahatsız eder! Allah, kul bir iş yapınca onu en güzel şekilde yapmasını ister.” (İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 142)

2. Mevtayı kabre en yakınlarının indirmesini ister, bazen 2, bazen 4 kişinin bu işi yapmasını müsaade ederdi.

3. Vefat eden kadın ise mahremlerinin (oğulları, babası, dayısı, amcası, vs) mezara indirmesini ister ve tabuttan çıkarılıp mezara konana kadar bir örtü ile perde yapılmasını arzu ederdi.

4. Mevtayı mezara yerleştirirken, “Bismillah ve alâ sünneti Resulillah” yada “Bismillah ve alâ milleti Resulillah.” der, böyle söylenmesini de tavsiye ederdi.

Abdullah b. Ömer (ra) şöyle dedi: “Resulullah (sas) ölüyü kabre koyduğunda şöyle derdi: “Bismillah ve alâ sünneti Resulillah.”

Başka bir hadiste Resulullah (sas) şöyle buyurdu: “Ölülerinizi kabre koyduğunuzda, Bismillah ve alâ sünneti Resulillah deyin!” (Ebû Davud, Sünen, 2/70;Tirmizi, Sünen, 2/152)

“Seni Allah’ın adı ile kabre koyduk. Ve yine seni Resulullah’ın dini üzere teslim ettik.” (İmam Serahsi, el-Mebsut, II/99)

5. Mevtayı kabre ayak tarafından yerleştirir, yüzünü kıbleye gelecek şekilde koyar, sonra kefenin bağlarını açar ve yanağının altına bir avuç toprak koyardı.

“Ölüyü kabre koyduğunuz zaman, kefenin düğümlerini çözün.”

Ömer b. Hattab (ra) “Öldükten sonra beni lahdime koyduğun zaman, yanağımı toprağa temas ettir ki, tenim ile toprak arasında hiçbir şey olmasın.”

6. Mevtanın üzerine önce üç defa elle toprak atar, sonra küreklerle toprak atılmaya devam eder, mezarın iyice doldurulmasını ister, orada mezar olduğu belli olsun diye başına bir taş koydurur, etrafını da taşlarla çevrilmesini isterdi.

Ebû Hureyre (ra) şöyle dedi:“Resulullah (sas) bir cenaze namazını kıldı. Sonra ölünün yanına vardı ve başı tarafından üzerine üç avuç toprak attı.” (İbn Mace, Sünen, 1/474)

“Resulullah (sas) için bir lahit açıldı ve onun üzerine kerpiçler dikey olarak yerleştirildi, kabri yerden yaklaşık bir karış kadar yüksek tutuldu.” (İbn Hibban, Sahih, 2160; Beyhaki, Sünen, 3/410)

Süfyan et-Temmar (ra) şöyle dedi: “Ben, Rasulullah (sas), Ebû Bekir ve Ömer’in kabirlerini deve hörgücü gibi tümsekleştirilmiş olduğunu gördüm.” (Buhari, Sahih, 3/198, 199; Beyhaki, Sünen, 4/3)

“Bununla kardeşimin kabrine bir alamet koymuş oluyorum ve bundan sonra benim yakınlarımdan ölen kimseleri onun yanı başına defnedeceğim.’ buyurdu.” (Ebû Davud 2/69, Beyhaki, Sünen, 3/412, Hafız 5/229)

7. Mevtanın defin işi bittikten sonra ashabıyla birlikte ayağa kalkar ve kabir suallerine şaşırmadan cevap verebilmesi için dua eder, ashabına da bunu yapmalarını emrederdi.

“Kardeşiniz için mağfiret dileyin, ona sebat isteyin! Çünkü o şu anda sorgulanmaktadır.” (Ebû Davud, Sünen, 2/70, Hâkim, el-Müstedrek, 1/370)

Üçüncüsü: Hz. Peygamber’in (sas) Cenazeyi Defin Ettikten Sonraki Uygulamaları

1. Mezarın üzerine su döker, başına ağaç dikilmesini tavsiye eder ve o ağacın sulanmasını isterdi.

“Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur.” (Buhârî, Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26)

“Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah tarafından mükâfatlandırılır. İnsan ve hayvan ondan faydalandıkça orayı ihya edene sadaka yazılır.” (el-Münavi, Feyzu’l-Kadir, VI/39; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, IV/67-68)

2. Mevtanın hayırla yâd edilmesini ister, onun hakkında istiğfar edilmesini tavsiye eder, iyi temenni ve dualara icabet edileceğinin müjdesini verirdi.

“Bir arkadaşınız öldüğü zaman onu artık bırakın, gıybetini edip ayıplarını ortaya saçmayın.”.(Ebû Davud, Edeb, 49)

“Ölülerinizin iyiliklerini, güzelliklerini anın ve kötülüklerini sarfı nazar edin.” (Tirmizi, Cenâiz, 33; Ebû Davud, Edeb, 49)

“Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz mü’minler, yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.” (Buhârî, Cenâiz, 86, Şehâdât, 6; Müslim, Cenâiz, 60)

3. Ölen kâfir, münafık veya facirde olsa, eğer yakınları ve sevenleri içerisinde Müslümanlar varsa, kötü şehadetten sakınılmasını öğütlerdi.

“Ölülere sövmeyiniz, böyle yaparsanız; dirileri gazaplandırmış olursunuz!”

4. Mevtanın arkasından hayır işlerinin arttırılmasını tavsiye eder, yakınlarını ölen insana sevabını bağışlayacakları güzel adımlar atmalarına teşvikte bulunurdu.

“İnsan ölünce bütün amelleri kesilir. Ancak üç şey (bunları yapan üç kişi) müstesna: Sadaka-i cariye (bırakan) veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat (bırakan).”( Müslim, Vasiyyet, 3; Ebû Davud, Vesaya, 14)

“Ey Allah’ın Resulü! Annem vefat etti. Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?” diye sordu. Peygamberimiz: “Evet.” deyince, adam; “Benim bir meyveliğim var. Sizi şâhid kılıyorum, onu annem için tasadduk ediyorum.” dedi. (Buhari, Vesaya, 15)

5. Mezarlıkların ziyafet yerlerine dönüştürülmesini hoş görmez, vefat edenin ailesini yemek yedirme zahmetine düşürmeme tavsiyesinde bulunur, yakınlarının ve komşularının bu konuda yardımcı olmalarını öğütlerdi.

“Kabirde sığır, deve, koyun kesmek İslam’da yoktur.” (Ebû Davud, Cenaiz,70)

6. Vefat edenin arkasından hayatı mateme çevirmeyi uygun görmez, üç günden fazla taziyelerin uzatılmasına müsaade etmez, sadece hanımın eşi için bu süreyi uzatabileceğini söylerdi.

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, eşinden başka bir ölü üzerine üç günden fazla yas tutması helal olmaz. Lâkin kadın, eşinin ölümü üzerine dört ay on gün yas tutar.” (Buhari, Kitabü’l-Cenaiz, 43)

(945)