İlk ve En Önemli Dert: İman

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu iman idi. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “İlk ve En Önemli Dert İman” başlığında, imanın önemi, değeri, tesisi ve muhafazası konusunda çok mühim bir ders yaptı. Hocamız, özellikle Hz. Peygamber’in (sas) iman talimine, Sahabe’nin bu talimi nasıl güzel kavradıklarına ve bugünün dünyasında bizlerin nelere dikkat etmesi gerektiğine dair izahlarda bulundu.

Dersten Cümleler

“Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda bereketli kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”

Allah’tan razı olmak ve Allah’ı razı etmek için, biraz olsun Cenab-ı Hakk’ı tanımak gerekir.

İman bir ağaca benzetilirse, Marifet kökü, Tasdik gövdesi, İkrar dalları, Amel ise meyvesidir.

Bugünkü serlevhamız bundan dolayı “İlk ve En Önemli Dert İman” olacak… Neden ders değil de dert, bunu geçmiş derslerde konuşmuştuk…

Abdullah b. Mes’ûd: “Yüce Allah’ın ‘Ey iman edenler’ çağrısını duyduğun zaman, kulaklarını aç ve can kulağıyla onu dinle. Çünkü bu çağrıdan sonra Allah (cc), ya hayırlı bir işi sana emrediyordur, ya da seni kötü bir şeyden sakındırıyordur. ” (Suyutû, el-İtkân, c. 2, s. 43;  İbn Kesîr, Tefsîr, c.1, s.148)

“Ey İman edenler! İman edin!” (Nisa Sûresi, 136)

“Ey İman Edenler! İman edin!” emrinden alınması gereken mesajlar:

  1. 1. İman ettiğiniz değerlere tam anlamı ile güvenin ve tüm şüpheleri izale edin.
  2. İman hakikatlerini iyice öğrenin ve içselleştirin.
  3. İmanlarınızı taklidi imandan, tahkiki imana yükseltin.
  4. İmanlarınızı kemale erdirme yolunda gayret içerisinde olun.
  5. İmanın size yüklediği sorumlulukları eksiksiz yerine getirmeye çalışın.
  6. İmanınıza asla şirki bulaştırmayın ve her alanda tevhidi hâkim kılın.
  7. İmanlarınıza pazarlık karıştırmayın, ecir ve mükâfatınızı sadece Allah’tan bekleyin.
  8. İmanınızı hayatınızın tamamına yayın; Allah’a ait alanları parçalayıp, bölmeyin.
  9. İmanlarınız üzerinde sebat edin ve her gün, her an yenilemeyi unutmayın.
  10. İmanınızı kaybetme endişesini son nefesinize kadar diri tutun.

 “Ey iman edenler! İman edin…” ilahî fermanı bir yönü ile tecdid-i imandır.

“Allah deyince aklınıza ilk gelen şey nedir?”

Allah (cc) der demez, aklımıza ilk gelen şunlar olmalı:

Birlik

Büyüklük

Bütünlük

Benzersizlik

Bakilik

Iyâd el-Ensârî (ra) naklediyor, diyor ki: Resûlullah (sas) bir gün şöyle buyurdu: “La İlahe İllallah kelimesi, Allah katında çok değerli bir kelimedir. Bu kelimenin Allah katındaki yeri çok büyüktür. Kim tam bir ihlas ve sadakat içinde onu söylerse, Allah o söyleyeni cennetine koyar. Kim de onu inanmayarak söylerse, kanı ve malı korunur. Ama yarın Allah’a kavuştuğunda hesabı görülür.”(Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, c.1, s. 10)

Nedir Kelime-i Tevhid? Dört kelimeden, iki cümleden oluşan bir terkiptir: La ilahe illallah

Kelime-i Tevhid’in nefiy kısmı: “La İlahe” yani “İlah yoktur” kısmının mesajları:

  1. İmha olmadan, inşa olmaz.
  2. Reddedilmeden, kabul edilmez.
  3. Temizlemeden, davet gerçekleşmez.
  4. Kazımadan, boya sürülmez.
  5. Zararlı olan defedilmeden, yararlı olan celp edilemez.

 Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı olan İllallah, yani ispatı kısmının mesajları:

  1. ‘Allah’ demek yetmez, sadece ve sadece ‘Allah’ demek gerekir.
  2. ‘Evet’ demek yetmez, önce gür bir seda ile ‘Hayır’ demek gerekir.
  3. ‘İman’ etmek yetmez, evvelinde ‘İnkâr’ etmek gerekir.
  4. ‘Hakka’ ittiba etmek yetmez, öncesinde ‘Batılı’ izale etmek gerekir.
  5. ‘Ben’ demek yetmez, Fatiha Süresi’nin bilincine ererek, ‘Biz’ demek gerekir.

Kulluk, ‘Eşhedü/Şehadet ederim’ diye başlar, ‘Nabudü/İbadet ederiz’ diye devam eder…

“Abdu’d-dinar/Dinarın kulu, Abdu’d-dirhem/Dirhemin kulu, Abdu’l-Hamise/Elbisenin kulu! Helak olsunlar Allah’tan başkasına kul olanlar…” (Buhari, Kitabü’l-Cihad,70)

Efendimiz (sas) dedi ki: “İman Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmendir. Sonra, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucunu tutman, Beytullah’ı hac etmendir deyip İslam’ın şartlarını saydı.”

 Abdullah b. Abbas (ra) anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü’nün terkisine binmiştim. Yolda bana: ‘Yavrucuğum! Sana bazı sözler öğreteceğim, onları ezberle, hiçbir zaman aklından çıkarma’ dedi. Şöyle devam etti: “Allah’ın hakkını korursan Allah’ta seni korur, onu istediğin zaman yanında bulursun. Geniş zamanda Allah’ı an ki, Allah da dar zamanda seni ansın, imdadına yetişsin.  Bir şey isteyeceğinde sadece ve sadece Allah’tan iste! Yardıma ihtiyacın olduğunda, sadece ve sadece Allah’tan dile! İyi bil ki, bütün insanlar sana yardım etmek istese, Allah dilememişse, hiç kimse sana yardım edemez. İnsanların hepsi isteseler bile Allah’ın dilediği bir musibeti asla kaldıramazlar. İyi bil ki zafer, sabırla elde edilir. Hoşuna gitmeyen durumlara sabretmekte pek çok hayır vardır. Genişlik sıkıntıdan sonra gelir. Zorlukla birlikte kolaylık vardır. İyi bil ki, başına gelenler bir hatandan dolayı gelmediği gibi, yapmış olduğun hatalar musibetine neden olmaz. Allah’ın yazıp takdir ettiğinden başkası olmaz. Kalem kurudu, sahifeler dürüldü. Allah’a, O’nu severek, isteyerek ve yakîn ile yani görüyormuşçasına ibadet et!” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/293; Taberânî, Mucem, 11/123; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3035)

Hz. Ebû Bekir (ra); Abdullah, Abdurrahman ve Muhammed isminde üç oğlu, Esma, Aişe ve Ümmü Gülsüm isminde de üç kızı olmuştu.

“Hamd olsun Rabbime ki, bu ok ile oğluma şehadet nasip etti. Hamd olsun Rabbime ki, oğlumu sen öldürdün, ya o seni o gün öldürseydi, sen şirk üzere Rabbine gidecektin.Yine Hamd olsun Rabbime ki, oğlumu öldürdün, ama sen dirildin, Müslüman oldun.”

 Abidü’l-Harameyn diye isimlendirilen Fudayl b. İyad‘a soruyorlar: “Ey İmam Allah’tan korkuyor musun?” Cevap yok, sükût… Soru bir daha tekrarlanıyor, cevap yok… İnsanlar ısrarcı oluyorlar İmam diyor ki: “Ben bu halim ile ne diyeyim size… Evet, Allah’tan korkuyorum desem, yalan söylemiş olurum; Allah’tan benim korktuğum gibi mi korkulur; yok korkmuyorum desem küfre düşmüş olurum, mümin nasıl Allah’tan korkmaz. Onun için sessiz kalmam en doğru cevaptır.”

 “Allah’ım! Bana yakîn bir iman ver ki arkasından gelecek bir küfür olmasın. Bana dünyada ve ahirette senin ikramına erebileceğim bir rahmet ver.

Allah’ım! Senden hüküm ve bağış gününde kurtulmayı, şahidlerin derecelerine çıkmayı, saadetli kimselerin yaşantısını ve düşmanlara karşı senden yardım isterim.

 Allah’ım! İhtiyaçlarımı sana arz ediyorum. Görüşüm kısa, amelim zayıf olsa da senin rahmetine muhtacım.

 Ey tüm işlerin hâkimi ve tüm gönüllerin mutlak şifa vereni! Denizleri birbirine karışmaktan koruduğun gibi beni de Cehennem azabından ve Cehennem de çığlık atmaktan ve kabir azabından korumanı isterim.” (Tirmizi, Da’vâat, 30)

(1138)