Hâkimi Allah (cc) Olan Büyük Mahkeme

Öteki Hayat derslerinin bu haftaki konusu kaçınılmaz durak olan Mahkeme-i Kübra idi. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Hâkimi Allah (cc) Olan Büyük Mahkeme” başlığında, o dönüşü olmayan büyük duruşmanın nasıl olacağını ayetler ve hadisler ekseninde anlattı. Hesabın zorluğuna dikkat çeken Hocamız, Sahabe’nin dünyasında hesap endişesine dikkat çekip, o dehşetli güne nasıl hazırlanması gerektiğini örneklerle izah etti.

Dersten Cümleler

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i  “tekerrür”  diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
(Mehmet Akif Ersoy) 

O mahkeme öyle bir mahkeme ki, hâkimi Allah’tır.
O mahkeme öyle bir mahkeme ki, şahidi Allah’tır.
O mahkeme öyle bir mahkeme ki, delileri çok sağlamdır.
O mahkeme öyle bir mahkeme ki, terazisi çok hassastır.
O mahkeme öyle bir mahkeme ki, verilen hükümler mutlak manada adalete dayanmaktadır ve hiç kimseye en ufak bir haksızlık yapılmayacaktır.

Ama adalete göre değil, rahmete göre muamele yapılacak bir mahkeme…

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet ettiğine göre Allah Resulü (sas) buyurmuşlardır ki: “Sizden hiç kimseyi ameli kurtaramayacaktır!” Bir kimse: “Ey Allah’ın Resulü! Seni de mi?” diye sordu. Allah Resulü: “Evet beni de… Şu kadar ki Allah’ın beni kendinden bir rahmet ile örtmesi vardır. Lâkin sizlere düşen daima doğruyu istemektir!” (Müslim, Sıfatü’l-Kıyâme, 17)

Vereceğimiz hesabı hiçbir zaman unutmamak, unutursak hatırlamak ve o endişeyi sürekli yüreklerimizde canlı tutmak…

“Kuvvetli ve basiretli kullarımız olarak İbrahim, İshak ve Yakub’u an!” (Sa’d, 45)

“Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık. Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi kimselerdendir.” (Sa’d, 46)

Bu dünyada yananı, Allah (cc) ahirette o kimseyi yakmayacaktır…

“İzzetime yemin olsun ki, Ben kuluma ne iki korkuyu, ne de iki emniyeti bir arada veririm. Eğer (kulum) dünyada benden emin (korkusuz) olarak hareket ederse, Ben onu kıyamet günü korkuturum. Şayet (kulum) bu dünyada benden korkarsa, Ben onu kıyamet günüde emin (korkusuz) kılarım.” (İbn Hibban, Sahihu İbn Hibban, 2/406; Bezzar, Müsned,14/342; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 2/223)

“…Onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır, üzülmeyeceklerdir…” (Yunus, 62, Ahkaf, 13)

“Üzülme kızım! Allah artık babana hiç acı çektirmeyecek!”

el-Hasib: En ince detaylarına kadar hesaba çeken
el-Hasîb: Her şeyi yeterince bilen, koruyan, ceza veya mükâfat olarak karşılığını veren

Yevmu’l-hisâb/Hesap günü
Yevme yekûmü’l-hisab/ Hesabın kurulacağı gün
Yevmü’l-Fasl/Ayırt etme günü
Serîu’l-hisâb/Hesabı hızlıca gören

“Siz en hayırlı ümmetsiniz…” (Ali İmran, 110)

Maide Süresi 3. ayetten bu ümmetin en üstün ümmet olduğunu okuruz: Din bu ümmetle kemale ermiş, nimet bu ümmetle tamamlanmıştır. (Maide, 3)

“Sizi mutedil, vasat yani dengeli bir ümmet kıldık.” (Bakara, 143)

Ümmeti Muhammed’in şehadeti en makbul ümmet olduğu şeklindedir: “İşte böylece bütün insanlığa şahitler olmanız için gönderildiniz.” (Bakara, 143)

Ümmet-i Muhammed, insanlığın tuzudur. Tuz her türlü bozulmayı önleyen bir nimettir. Bir şeyleri tuzlarsanız, uzun bir süre saklayabilirsiniz…

“Kuran’ı dört kişiden alın: Abdullah b. Mes’ûd, Salim Mevla Ebû Huzeyfe, Muaz b. Cebel ve Übeyy b. Ka’b.”

“Biz her ümmetten hakkıyla bir şahid getirdiğimiz, onlara da seni şahid kıldığımız zaman, onların hali nice olur?” (Nisa, 41)

“Oku Kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (İsra 14)

“Bu nasıl bir kitap ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini kaydetmiş, saymış!” (Kehf, 49)

“Âdemoğlu kıyamette getirilir ve mizanın kefeleri önünde durdurulur. Ona bir melek tayin edilir. Eğer mizanı ağır gelirse, vazifeli melek: “Filan kimse bundan sonra ebedi olarak kurtulmuştur!” der. Mizanı hafif gelirse, melek: “Falan kimse de kaybetmiştir!” der.” [Ebû Nuaym]

“Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ehline/ailesine dönecektir. ” (İnşikak, 6-9) 

“Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal mülk sebebiyle) şımarmıştı.” (İnşikak, 10-13)

“Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!” (Hakka, 27)

“Ve o gün kâfir diyecek ki: “Keşke toprak olsaydım!” (Nebe, 40)

“Allah’ım! Şüphe yok ki, sen Afûv’sun, Kerim’sin, affetmeyi seversin; beni de af et.”

Enes b. Malik naklediyor. Diyor ki: Resulullah (sas) bir gün şöyle buyurdu: “Allah’ın kulunun tevbesine sevinmesi şuna benzer: Bir insan azığını, su tulumunu bir deveye yüklemiş, sonra yolculuğa çıkmıştır. Nihayet çorak bir yere vardığında uykusu gelmiş, devesinden inerek bir ağacın altında istirahate çekilmiştir. Kalktığında devesinin kaybolduğunu görmüş ve değişik tepelere koşarak onu aradığı halde bulamamış ve yorgun bir vaziyette, ağacın altına yatmıştır. Tekrar uyandığında devesini yanı başında durduğunu görüp de yularından yapışıp, son derece sevinerek: “Ey Allah! Sen benim kulumsun, ben senin Rabbinim” demiştir.” (Buhârî, Deavât, 4; Müslim, Tevbe, 3; Tirmizî, Kıyamet, 49; İbn Mâce, Zühd, 3)

(621)