Hadis Öğrenimi / Tirmizi: Zekât Bölümü

Hadis Öğrenimi

Her bilim dalının, onu seçenlerce yerine getirilmesi gereken bir usûlü, bir yolu-yordamı bulunur.
Kısa süre meşgul oldu diye yine her bilim dalının uzmanı ve hatta üstadı olduğunu iddia eden, öyle görünmekten zevk alan bir hevesliler grubu daima bulunur.

Oysa hadisçilerin, edebi en üstün, tevazuu en yüksek, temizlik ve dindarlık açısından en olgun, kin ve gadabı en hafif kimseler olması gerekir. Zira onlar, Resûlullah’ın (s.a.) ahlakî güzelliklerini ve yüce edebini, ehl-i beyt ve ashabından oluşan selefin yaşayışlarını, hadisçilerin usullerini, eskilerin hayat hikâyelerini ihtiva eden haberleri sürekli okumaktadırlar.

Ebu Âsım en-Nebîl der ki: “Hadis öğrenmek isteyen, dünyanın en üstün işine talip olmuştur. Kendisinin de insanların en olgunu olması gerekir.”

İbn Sirîn de der ki: “Eskiler ilim öğrendikleri gibi, ilim ehlinin usûl ve yaşayışlarını da öğrenirlerdi.”

Uyulacak Edepler ve Uygulanacak Usüller

Hadis Öğreniminde Niyet

Hadis öğrencisinin ilk işi, hadis öğrenmekteki niyetini “Allah’ın rızası” temeline dayandırmasıdır.
Hadis öğrencisi, hadisi dünyalıklara kavuşmak ve servet kazanmaya vesile edinmekten kaçınmalıdır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ:قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، لَا يَتَعَلَّمُهُ إِلَّا لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضًا مِنْ الدُّنْيَا، لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَعْنِي رِيحَهَا
“Kim, kendisiyle Allah’ın rızası taleb edilecek bir ilmi, dünyalıklara kavuşmak niyetiyle tahsil ederse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz.”

Hadis öğrencisi, hadisi rivayet için değil, riâyet (yaşamak) için öğrenmelidir. Zira Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: لَا تَزُولُ قَدَمُ ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ: عَنْ عُمُرِهِ فِيمَ أَفْنَاهُ، وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ، وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ، وَفِيمَ أَنْفَقَهُ، وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ
“Kıyamet günü hiç kimse beş şeyin hesabını vermeden bir yere kıpırdayamaz: Ömrünü nerede tükettiği, gençliğini nerelerde geçirdiği, malını nereden kazanıp nerelere harcadığı, bildikleriyle nasıl amel ettiği…”

Ebu’d-Derdâ da konuya bir ölçü getirir ve şöyle der: “Kim öğrendiklerinin onda biriyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğrenme imkânı verir.”

Üstün Ahlak

Hz.Peygamber (sav): “Allah Teala ahlakın üstünlüklerini sever, düşüklüklerinden hoşlanmaz” buyurmuştur.

Kur’an’ı ezberlemek

Hadis öğrencisine, işe Kur’an’ı ezberlemekle başlamak yaraşır. Çünkü ilimlerin en yücesi, önceik ve sıra itibariyle en önde geleni Kur’an ilmidir. Hıfza muvaffak olduktan sonra da, onu unutturacak ölçüde hadis veya bir başka ilimle meşgul olmamalıdır.

Sünnetin izi

Hadis öğrencisi bütün işlerinde -imkan ölçüsünde- Hz.Peygamber’in (s.a.) izini takip etmeyi, sünneti izlemeyi kendisi için vazgeçilmez bir görev kabul ettiğinin bir göstergesi olarak olgun davranışlarıyla -akranı arasında- temayüz etmelidir.

Süfyân es-Sevrî der ki: “Eğer gücün yeterse, başının bile Resûlullah’dan (s.a.) nakledilen bir bilgiye göre kaşı!”

Âsım b. İsâm el-Beyhakî başından geçen bir olayı şöyle nakleder: “Ahmed b. Hanbel’in yanında bir gece misafir oldum. O, bir kap su getirdi, odaya koydu. Sabahleyin, suyun eksilmemiş olduğunu görünce, “Allah Allah, adam hem hadis öğreneceğim diyor, hem de gece virdi yok!” diye söylendi.”
Hadisin zekâtını vermek

Amr b. Kays el-Mulai der ki: “Sana bir hadis ulaştı mı, onunla bir kere olsun amel et ki, onun ehlinden olasın.”

Ubeyd b. Muhammed el-Verrâk da, Bişr b. el-Hâris’den şunları nakleder:
“- Ey hadis ashabı, hadisin zekatını veriniz!
Hadisin zekatını nasıl veririz? diye sordular. Bişr:
– Her iki yüz hadisten beşiyle amel ediniz, cevabını verdi.”
Ahmed b. Hanbel de der ki: “Biz sâhibu’l-hadis diye hadis ile amel edene deriz. Ben yazdığım her hadisle amel ettim.”

Derse erken gitmek

Hz. Peygamber (s.a.): “Allahım ümmetimin erkenciliğini bereketli kıl” buyurmuştur. Bir rivayette bu erkenciliğin “ilim tahsili ve birinci safa ulaşmakta” olduğu kaydedilmektedir.
Seleme b. Akkâr der ki: “Bir adam hadis öğrenmek için bir derse gelir, öteki derse gelmezse, -ayakkabıları her an gitmeye hazır halde istikrarsızlık gösterirse- ondan hayır bekleme!”

Güzel görünüm, temiz siret

Süfyan: “Kişi bir hadis öğrenince en az üç gün o hadisin etkisi onun üzerinde görülmelidir” demiştir.

Hocadan izin istemek

Öğrencinin, hocayı uyur bulduğu zaman içeri girmek için izin istemesi yakışık almaz. Oturup uyanmasını beklemeli veya -dilerse- dönüp gitmeli.

Muhaddisin yanına girme adabı

İzin istemeksizin hocanın yanına girmek caiz değildir. Böyle yapan öğrenciye, onu te’dib (edeblendirmek) için dışarı çıkması, izin istemesi ve sonra girmesi emredilir.

Hocaya saygı

Hadis öğrencisi, muhaddise (hadis alimine) bir şey söyleyeceği zaman, “ey alim, ey hafız” gibi sözlerle onu ilme nisbet etmek suretiyle tazim etmelidir (saygı göstermelidir).

Ayağa kalkmak

Peygamber (s.a.) sevgi sebebiyle ayağa kalkılmasına bir şey demezdi. Nitekim Hz. Peygamber, Sa’d b. Muaz (r.a.) için oradakilere: (قُومُوا إِلَى سَيِّدِكُمْ أَوْ قَالَ خَيْرِكُمْ) “Büyüğünüz (ya da hayırlınız) için ayağa kalkın!” buyurmuştur.

Muhaddisin kıymetini bilmek

Şu’be b. el-Haccâc demiştir ki: “Ben bir kişiden bir hadis öğrendiğim zaman, yaşadığım sürece onun kölesi olurdum. Her ne zaman onunla karşılaşsam, halini hatırını (ve yapabileceğim bir hizmetin olup olmadığını) sorardım.

Hadis meclislerine saygı

Ebu Said el-Hudrî (r.a.) demiştir ki: “Biz mescidde otururken Rasulullah (s.a.) gelip yanımıza oturdu. Sanki başımızın üzerinde kuşlar varmış gibi hareketsiz bekler ve hiçbirimiz asla konuşmazdık”.

Ders dinleme edebi

ed-Dahhak b. Müzahim: “ilim öğrenmenin birinci gereği susmak; ikincisi dinlemek; üçüncüsü amel etmek; dördüncüsü de neşretmek (yaymak) ve öğretmektir” der.
Evzâî der di: “Güzelce dinlenilmesi muhaddis için güç-kuvvet demektir.”

Soru sorma usulü

Bişr el-Haris anlatıyor: Abdullah İbnu’l-Mübarek yolda yürürken bir adam gelip bir hadis sordu. İbnu’l-Mübarek:
– “Senin bu yaptığın ilme saygı göstermek değildir” dedi. Bişr diyor ki, “bu cevabı gerçekten çok beğendim ve yerinde buldum.

Sorulacak hadisin belirlenmesi

Meymun b. Mihran, “insanlara karşı sevgi beslemek aklın yarısı, isabetli soru sormak ise ilmin yarısıdır” demiştir.

Hocayı bıktırmamak

Hoca, öğrencinin sorusuna cevap verip istediği hadisi rivayet ettiği zaman, öğrencinin teşekkür etmesi ve hocayı daha fazlası için sıkıştırmaması gerekir.

Hadislerin müzakeresi

Enes b. Malik (r.a.) demiştir ki: “Biz Nebi’nin (s.a.) huzurunda bulunur, ondan hadis dinlerdik. Oradan ayrıldıktan sonra iyice belleyelim diye duyduklarımızı kendi aramızda müzakere ve tekrar ederdik.”
Öğrenci müzakere edecek kişi bulamazsa, kendi kendine içinden tekrar etmelidir.

Kitabı emanet vermek

Veki’ b. el-Cerrah “hadis öğrenmenin ilk bereketi (okumak ve istinsah üzere) emanet kitap vermektir” demiştir.
Emanet alınan kitapların geciktirilmesi mekruhtur
Emanetçinin teşekkürü
Nebi (s.a.): “İnsanların Allah’a (c.c.) en çok şükredeni insanlara en çok teşekkür edenlerdir” buyurmuştur.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَاب الزَّكَاةِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

ZEKÂT BÖLÜMÜ
بَاب مَا جَاءَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مَنْعِ الزَّكَاةِ مِنْ التَّشْدِيدِ

Zekât Vermeyenler
1 (617)- حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ التَّمِيمِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ الْأَعْمَشِ، عَنْ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ قَالَ:
جِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ، قَالَ: فَرَآنِي مُقْبِلًا فَقَالَ: هُمْ الْأَخْسَرُونَ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ! قَالَ: فَقُلْتُ: مَا لِي لَعَلَّهُ أُنْزِلَ فِيَّ شَيْءٌ؟ قَالَ: قُلْتُ: مَنْ هُمْ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: هُمْ الْأَكْثَرُونَ إِلَّا مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا، فَحَثَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ، ثُمَّ قَالَ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَا يَمُوتُ رَجُلٌ فَيَدَعُ إِبِلًا أَوْ بَقَرًا لَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهَا إِلَّا جَاءَتْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا، كُلَّمَا نَفِدَتْ أُخْرَاهَا عَادَتْ عَلَيْهِ أُولَاهَا، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ.
وَفِي الْبَاب: عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ مِثْلُهُ، وَعَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: لُعِنَ مَانِعُ الصَّدَقَةِ، وَعَنْ قَبِيصَةَ بْنِ هُلْبٍ عَنْ أَبِيهِ، وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ أَبِي ذَرٍّ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ. وَاسْمُ أَبِي ذَرٍّ جُنْدَبُ بْنُ السَّكَنِ، وَيُقَالُ ابْنُ جُنَادَةَ. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مُوسَى، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ الدَّيْلَمِ، عَنْ الضَّحَّاكِ بْنِ مُزَاحِمٍ قَالَ: الْأَكْثَرُونَ أَصْحَابُ عَشَرَةِ آلَافٍ. قَالَ: وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ مَرْوَزِيٌّ رَجُلٌ صَالِحٌ

1. Ebu Zerr’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.), Kâbe’nin gölgesinde otururken onun yanına geldim. Benim gelmekte olduğumu görünce şöyle buyurdular:
“Kâbe’nin Rabbine andolsun ki, kıyamet günü kaybedenler onlardır.” Ben de kendi kendime: “Acaba ne oldu? Benim hakkımda bir şey mi indi?” dedim. Fakat yine duramadım ve: “Anam babam sana feda olsun, kimlerdir onlar ya Resûlallah?” dedim. Buyurdular ki: “Onlar mal ve dünyalıkları fazla olanlardır. Ancak sağa, sola verip dağıtan şöyle şöyle kimseler bunun dışındadırlar. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir kimse ölür de, arkasında zekâtını vermediği deve ve sığırlar bırakırsa o deve ve sığırlar, kıyamet günü bulunduğu durumdan daha semiz bir şekilde o kimsenin yanına getirilir ve o kişiyi ayaklarıyla çiğner, boynuzlarıyla vurur. İnsanlar arasında hükmü verilinceye kadar bu hayvanlar böyle yapar dururlar.”
Müslim, Zekat, 8; İbn Mâce, Zekat, 2

Açıklama

Zekât İslam’ın beş şartından biridir. İslami ölçülere göre zengin sayılan kişiler, her sene birikimlerinin kırkta birini (% 2,5), Tevbe süresinin altmışıncı ayetinde sayılan kişilere vermeleri gerekir. Zekât, zenginin malındaki fakirin hakkıdır. Hadiste, zengin olup da zekâtını vermeyenlerin ahiretteki durumları bildirilmiştir. Bu duruma Kur’an-ı Kerim’de şöyle işaret edilmektedir. “… Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.

Fıkhu’l-Hadis

Zekât vermek farz, bu farzı yerine getirmemek ise haramdır ve ahirette azaba sebeptir.

بَاب مَا جَاءَ مَنْ لَا تَحِلُّ لَهُ الصَّدَقَةُ
Zekât Alamayacak Kimseler

2 (652)- حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ ح و حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ رَيْحَانَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو،
عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: لَا تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ وَلَا لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ
قَالَ: وَفِي الْبَاب عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَحُبْشِيِّ بْنِ جُنَادَةَ، وَقَبِيصَةَ بْنِ مُخَارِقٍ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حَدِيثٌ حَسَنٌ. وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ هَذَا الْحَدِيثَ بِهَذَا الْإِسْنَادِ وَلَمْ يَرْفَعْهُ. وَقَدْ رُوِيَ فِي غَيْرِ هَذَا الْحَدِيثِ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا تَحِلُّ الْمَسْأَلَةُ لِغَنِيٍّ وَلَا لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ. وَإِذَا كَانَ الرَّجُلُ قَوِيًّا مُحْتَاجًا وَلَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ شَيْءٌ، فَتُصُدِّقَ عَلَيْهِ، أَجْزَأَ عَنْ الْمُتَصَدِّقِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ. وَوَجْهُ هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ عَلَى الْمَسْأَلَةِ

2. Abdullah b. Amr’dan (r.a.) rivayete göre, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
“Zengin ve güçlü kuvvetli kimseye zekât almak caizdir değildir.”
Ebu Davud, Zekat, 24; İbn Mâce, Zekat, 26

Açıklama

Durumu iyi olan ve çalışma gücü/imkanı bulunan kişilerin dilenmesi dinimizce yasaklanmıştır. Efendimizin, insanlardan bir şeyler istemekten Müslümanları men etmiştir. Bu gibi kişilere zekât niyetiyle yardım etmek de caiz değildir.

Fıkhu’l-Hadis
Zekât almaya elverişli olmayan kişilere verilen zekat kabul değildir, tekrar verilmesi gerekir.

3 (653)- حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، عَنْ حُبْشِيِّ بْنِ جُنَادَةَ السَّلُولِيِّ قَالَ:
سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ، وَهُوَ وَاقِفٌ بِعَرَفَةَ، أَتَاهُ أَعْرَابِيٌّ، فَأَخَذَ بِطَرَفِ رِدَائِهِ، فَسَأَلَهُ إِيَّاهُ، فَأَعْطَاهُ، وَذَهَبَ، فَعِنْدَ ذَلِكَ حَرُمَتْ الْمَسْأَلَةُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لَا تَحِلُّ لِغَنِيٍّ، وَلَا لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ، إِلَّا لِذِي فَقْرٍ مُدْقِعٍ، أَوْ غُرْمٍ مُفْظِعٍ، وَمَنْ سَأَلَ النَّاسَ لِيُثْرِيَ بِهِ مَالَهُ، كَانَ خُمُوشًا فِي وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَرَضْفًا، يَأْكُلُهُ مِنْ جَهَنَّمَ، وَمَنْ شَاءَ فَلْيُقِلَّ، وَمَنْ شَاءَ فَلْيُكْثِرْ.
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ عَنْ عَبْدِ الرَّحِيمِ بْنِ سُلَيْمَانَ نَحْوَهُ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ

3. Hubşî b. Cünâde es-Selûlî’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah’dan (s.a.) işittim veda haccında arafatta, vakfede iken yanına bir bedevî geldi ve Peygamber’in (s.a.) ridasının bir ucundan tutarak onu (ridayı) Peygamber’den istedi. Peygamber (s.a.) ridasını o adama verdi, o da alıp gitti. İşte o zamandan itibaren dilenmek haram kılındı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Zengin, güçlü, kuvvetli kimseye dilenmek helal değildir. Ancak aşırı derece fakirlik veya aşırı borçlu olana caizdir. Kim malını artırmak için insanlardan dilenirse, kıyamet günü dilenmesinin bir işareti olarak yüzünde tırnak izi, yara ve bere olarak ve cehennemden alıp yiyeceği kızgın bir taş olacaktır. Dileyen bu işaretlerini ve yiyeceğini azaltsın veya çoğaltsın.”
Nesâî, Zekât, 83, Ebu Davud, Zekat, 9

Açıklama

İnsanlardan bir şey istemek/dilenmek bu hadiste şiddetle yasaklanmış ve dilencinin ahretteki acı durumu bir tablo halinde gözler önüne serilmiştir.

بَاب مَا جَاءَ مَنْ تَحِلُّ لَهُ الصَّدَقَةُ مِنْ الْغَارِمِينَ وَغَيْرِهِمْ
Borçlulara Zekât Verilir

4 (655)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْأَشَجِّ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ:
أُصِيبَ رَجُلٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي ثِمَارٍ ابْتَاعَهَا، فَكَثُرَ دَيْنُهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَصَدَّقُوا عَلَيْهِ! فَتَصَدَّقَ النَّاسُ عَلَيْهِ، فَلَمْ يَبْلُغْ ذَلِكَ وَفَاءَ دَيْنِهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِغُرَمَائِهِ: خُذُوا مَا وَجَدْتُمْ! وَلَيْسَ لَكُمْ إِلَّا ذَلِكَ.
قَالَ: وَفِي الْبَاب عَنْ عَائِشَةَ، وَجُوَيْرِيَةَ، وَأَنَسٍ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ أَبِي سَعِيدٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ

4. Ebu Saîd el-Hudrî’den (r.a.) rivayete göre şöyle demiştir:
Peygamber (s.a.) zamanında bir adam satın aldığı meyvelerden dolayı zarar etmiş, borçları çoğalmıştı. Resûlullah (s.a.) “Ona tasaddukta bulunun” dedi. İnsanlar ona yardım ettiler, bu yaptıkları yardımlar borcunu ödeyecek miktara ulaşmadı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) o kimsenin alacaklarına: “Ne bulursanız alın, bunlardan başka size verilebilecek bir şey yoktur” buyurdular.
Ebu İsa: “Ebu Saîd’in rivayet ettiği bu hadis, hasen sahih’dir” demiştir.
Ebu Davud, Zekat, 25; İbn Mâce, Zekat, 27

Açıklama

Birinci hadisin açıklamasında saydığımız, zekâtın verileceği kişiler arasında borçlu olanlardan bulunmaktadır. Hadisimizde borcu olup da ödeme zorluğu çekenlere de zekât verileceğine işaret bulunmaktadır.

بَاب مَا جَاءَ فِي الصَّدَقَةِ عَلَى ذِي الْقَرَابَةِ
Zekâtın Yakınlara Verilmesi

5 (658)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَاصِمٍ الْأَحْوَلِ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ الرَّبَابِ، عَنْ عَمِّهَا سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ،
يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِذَا أَفْطَرَ أَحَدُكُمْ فَلْيُفْطِرْ عَلَى تَمْرٍ، فَإِنَّهُ بَرَكَةٌ، فَإِنْ لَمْ يَجِدْ تَمْرًا فَالْمَاءُ، فَإِنَّهُ طَهُورٌ، و قَالَ: الصَّدَقَةُ عَلَى الْمِسْكِينِ صَدَقَةٌ، وَهِيَ عَلَى ذِي الرَّحِمِ ثِنْتَانِ صَدَقَةٌ وَصِلَةٌ
قَالَ: وَفِي الْبَاب عَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، وَجَابِرٍ، وَأَبِي هُرَيْرَةَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ. وَالرَّبَابُ هِيَ أُمُّ الرَّائِحِ بِنْتُ صُلَيْعٍ، وَهَكَذَا رَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ الرَّبَابِ، عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ. وَرَوَى شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ، وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ الرَّبَابِ. وَحَدِيثُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، وَابْنِ عُيَيْنَةَ أَصَحُّ. وَهَكَذَا رَوَى ابْنُ عَوْنٍ وَهِشَامُ بْنُ حَسَّانَ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ الرَّبَابِ، عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ

5. Selman b. Amir’den (r.a.) rivayete göre, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
“Orucu açacağınızda hurma ile açın. Çünkü o berekettir. Hurma bulamazsanız su ile orucunuzu açın. O temizdir. Yoksul kişiye sadaka vermekte sadece sadaka sevabı vardır, akrabaya tasaddukta bulunmanın ise iki sevabı vardır. Sadaka sevabı ve akrabalık bağlarını kuvvetlendirme sevabı.”
İbn Mâce, Zekât, 24; Nesâî, Zekât, 82

Açıklama

Oruçlunun iftar yaparken hurma ile iftar etmesi Efendimiz tarafından tavsiye ediliyor. Eğer hurma bulunması su ile iftar edilmesi tavsiye ediliyor. Hurmanın ana vatanında hurma bulamayan kişinin olma ihtimali akla yoksulluğu getiriyor. Fakir olan kişilere yardımda bulunmak büyük bir özveridir ve kişiye sadaka sevabı kazandırır. Yardımı yakınlarımızdan ihtiyaç sahiplerine yapmak ise iki kat sevap kazandırır.

Fıkhu’l-Hadis

Her hayırlı işte olduğu gibi yardım ederken de önce yakınlardan başlamak gerekir. Herkes yakınlarına yardım elini uzatırsa ihtiyaçlı kişi pek kalmayacaktır.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الصَّدَقَةِ
Sadaka Vermenin Fazileti

6 (661)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا تَصَدَّقَ أَحَدٌ بِصَدَقَةٍ مِنْ طَيِّبٍ )وَلَا يَقْبَلُ اللَّهُ إِلَّا الطَّيِّبَ(، إِلَّا أَخَذَهَا الرَّحْمَنُ بِيَمِينِهِ، وَإِنْ كَانَتْ تَمْرَةً، تَرْبُو فِي كَفِّ الرَّحْمَنِ، حَتَّى تَكُونَ أَعْظَمَ مِنْ الْجَبَلِ، كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فُلُوَّهُ أَوْ فَصِيلَهُ.
قَالَ: وَفِي الْبَاب عَنْ عَائِشَةَ، وَعَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، وَأَنَسٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، وَحَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، وَبُرَيْدَةَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ

6. Saîd b. Yesâr’ın (r.a.) Ebu Hüreyre’den (r.a.) işittiğine göre, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
“Kim helal kazancından bir sadaka verirse -ki Allah helal maldan verilen sadakan başkasını asla kabul etmez- Allah o sadakayı sağ eliyle (en güzel şekilde) kabul eder. Eğer o sadaka bir hurma tanesi ise, Rahman onu lütfuyla, bir dağdan daha büyük oluncaya kadar büyütür. Tıpkı sizden biri tayını veya buzağısını besleyip büyüttüğü gibi…”
Ebu İsa: “Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bu hadis, hasen sahih’dir” demiştir.
Buharî, Zekât, 6; Müslim, Zekât, 19

Açıklama

Sadaka vermek, insanlara yardım elini uzatmak İslam’da daima tavsiye edilmiştir. Hadisimizde, bu tür yardımların ancak ve ancak helal maldan yapılması gerektiği belirtilmiştir. Mal haramdan elde edilmişse bunun kabul olmayacağına dikkat çekilmiştir.
Yapılan yardımın azı-çoğu yoktur. Az ya da çok bize göre bir ölçüdür. Yoksa verilen bir hurma tanesi bile, eğer halis niyetle verilmişse, Allah tarafından büyük bir ecirle karşılık verilecektir.

Fıkhu’l-Hadis

Zekât, sadaka ve benzeri yardımlar helal ve temiz maldan verilir. Haram maldan yapılan tasadduktan bir ecir beklemek doğru değildir.

بَاب مَا جَاءَ فِي الصَّدَقَةِ عَنْ الْمَيِّتِ
Ölen Adına Sadaka Vermek
7 (669)- حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَقَ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ،
أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ، أَفَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ؟ قَالَ: فَإِنَّ لِي مَخْرَفًا، فَأُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا.
قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَبِهِ يَقُولُ أَهْلُ الْعِلْمِ يَقُولُونَ لَيْسَ شَيْءٌ يَصِلُ إِلَى الْمَيِّتِ إِلَّا الصَّدَقَةُ وَالدُّعَاءُ وَقَدْ رَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُرْسَلًا قَالَ وَمَعْنَى قَوْلِهِ إِنَّ لِي مَخْرَفًا يَعْنِي بُسْتَانًا

7. İbn Abbas’dan (r.a.) rivayete göre, bir adam:
“Ey Allah’ın Resûlu, annem öldü onun adına sadaka versem ona faydası olur mu?” dedi. Resûlullah (s.a.): “Evet” buyurdu. Adam da: “Benim bir hurma bahçem var. Onu annem adına sadaka olarak verdim” dedi.

Nesâî, Vesaya, 8; Müslim, Zekât, 15

Açıklama

Ölen bir kişinin arkasından onun adına yapılan tasaddukun Allah katında kabul bulacağı ve adına tasadduk edilen kişinin de bundan istifade edeceği, hadisimizde açıkça Efendimizin dilinden haber verilmiştir.

Fıkhu’l-Hadis

Ölmüş kişilerinden ardından onlar adına yapılan iyilikler Allah tarafından kabul edilir ve o kişi bundan istifade eder.

بَاب مَا جَ&#

(2064)