Ebû Davud ve Süneni

Ebû Davud ve Süneni

Ebu Davud

“İmam”, “şeyhu’s-sünne”, “mukaddemu’l-huffâz” ve “Muhaddisu’l-Basra” gibi unvanlara sahip olan Ebû Davud, h. 202’de Sicistan’da doğmuştur. Tam adı; Ebu Davud Süleyman b. el-Eş’âs b. İshak b. Beşîr b. Şeddâd b. Amr b. İmrân el-Ezdî es-Sicistânî’dir.

Ebu Davud’un Türk ve arab olduğuna dair iki ayrı görüş ileri sürülmekte¬dir. Sicistan, Afganistan’ın güney kesimine düşen Afganistan – İran sınır bölge¬si olarak Türk yerleşim bölgelerindendir. Ancak Ezd Kabilesi de Yemen’de meşhur büyük bir arab kabilesidir. Ebu Davud’un milliyeti hakkındaki iki ayrı değer¬lendirme muhtemelen bu iki esasa dayanmaktadır.

Ebu Davud’un büyük dedelerinden İmrân; Hz. Ali tarafında Sıffin sava¬şına katılmış ve orada şehid düşmüştür. Ağabeyi Muhammed el-Eş’as ise, Ebu Davud’a ilim yolculuklarında arkadaşlık etmiştir. Oğlu Ebu Bekr Abdullah meş¬hur bir muhaddistir. Müellifimizin ailesi hakkında kaynakların verdiği bilgi bun¬lardan ibarettir.

Yetişmesi

Ebu Davud, ilk bilgileri kendi yöresinin âlimlerinden aldıktan sonra, o günün ilim geleneğine uyarak ilim tahsili için Irak, Ceziretu’l-arab, Şam, Mısır gibi ilim merkezlerine gitmiş ora¬lardaki alimlerden hadis tahsil etmiştir. Onun uzun süre kaldığı şehirler arasın¬da Horasan, Rey, Herat, Küfe, Bağdad ve Tarsus başta gelmektedir. Ömrünün sonlarına doğru göçtüğü Basra’yı da bu arada saymak gerekir.

Hocaları

Ebu Davud’un hoca¬larının sayısı 300’ü bulmaktadır. Bu rakamı İbn Hacer, Sünen ve öteki eserlerinden tesbit etmiştir.

Bunlar arasından bilhassa Ahmed b. Hanbel, Kuteybe b. Saki, Müsedded b. Müserhed, Saîd b. Mansur, Hennâd es-Seriyy, Ebû Ma’mer el-Mak’ad, Ali b. el-Medînî, Müslim bin İbrâhim, Süleymân bin Harb, Yahya b. Maîn, Hayve b. Şureyh, Halef b. Hişâm ve Amr b. Avn zikre değer.

İlmi Şahsiyeti

Hocası Ahmed b. Hanbel’in, kendisinden hadis yazmış olması; Sehl b. Abdullah es-Tüsterî’nin; “Resulullah’ın hadislerini ri¬vayet eden dilini çıkar da bir öpeyim” diye takdir duygularını sergilemesi, devrinde yaşayan ulemanın Ebû Davud’a gösterdiği yaygın itibarın iki ayrı göstergesidir. Onun hakkında ulemanın söylediği övgülere kaynaklar uzun uzun yer vermek-tedirler.

“ Ebû Davud, Hadis ilminin hafızı, dini yaşamakta iffet, salah ve verâın doruk noktasında, bir hadis süvârisidir.”

“ Davud’a (a.s.) nasıl demir yumuşatılmışsa, Ebû Davud’a da Hadis il¬mi öylesine kolaylaştırılmıştır.”

“ Hadisleri tahric eden ve sabit olanları illetli olanlardan, hatayı-doğrudan ayırabilen dört kişi vardır: Buhâri, Müslim. Onlardan sonra da Ebû Davud ve Nesâî…”

“ O, hadiste reis, fıkıhta reisdi. Heybet, saygınlık, salah ve takva sahi¬bi; Ahmed b. Hanbel’e benzer biriydi.”

“İlmî Şahsiyet”in bir başka göstergesi ya da unsuru dikkatli bir araştırmadır. Bu açıdan bir hadisçi olarak Ebû Davud’un taklitten çok tahkiki benimsemiş olması, gerçekten engin ilminin belki de hakiki sebebidir. Bi’ri Buzâ’a ile ilgili hadisin sonunda verdiği bilgi müellifimizin araştırıcılık vasfını yansıtan en güzel örneklerden biridir. O, şunları söylemektedir:

“Ridamı kuyunun ağzına serdim. Sonra da onu karışladım. Tam altı zira’ geldi. Bana bahçenin kapısını açıp beni içeri alan kişiye, “kuyunun eski hali değiştirildi mi?” diye sordum.“Hayır”dedi. Suyun rengi bozuktu.”

Ebû Davud bu sözlerini, Kuteybe b. Said’in, kuyunun en çok uyluklara en az baldırlara kadar su tuttuğuna dair açıklamasını kaydettikten sonra söylemek¬tedir. O, rivayet ettiği bu bilgi ile yetinmeyip imkan bulunca kuyuyu bizzat ken¬disi ölçmüş, durumu yerinde tahkik etmiş, suyunun renginin bozuk olduğunu tesbit etmiştir. Bütün bunları nasıl yaptığını da tam bir ilmi prensib içinde tek tek anlatmaktadır. Ebû Davud’un bu tutumu, onun araştırmacılığının ve ilmî dürüstlüğünün takdir edilmesi gereken delilidir. İlmî bir titizliktir.

İlmî Şahsiyet’in en tartışılmaz göstergesi eseridir. Onun sünen’i, kütüb-i sitte’nin üçüncü sırasında yer almaktadır.

Bir ilim adamının eserine talebelerini de katmak elbette gerekecektir. Ebû Davud’un talebeleri arasında, Sünen’in râvisi olanlara ilâveten, yine kütüb-i sitte müelliflerinden Tirmizî, Nesâî ve daha bir çok meş¬hur muhaddis bulunmaktadır.

İlmî Şahsiyet’in bir başka ölçüsü, âlimin, ilmin şerefine sahip çıkan bir genel tavır içinde olmasıdır. Şu olay bunun en açık delilidir. Kendisine hizmet etmekte olan Ebû Bekr b. Câbir anlatıyor:
Bağdatta Ebû Davud ile beraberdik. Bir gün akşam namazını kıldıktan sonra kapı çalındı. Açtım. Bir de ne göreyim, bir görevli:

Emir Ebû Ahmed el-Muvaffak geldi içeri girmek için izin istiyor, dedi. Dönüp durumu Ebû Davud’a bildirdim. İzin verdi. Emir girdi ve oturdu. Sonra Ebu Davud emire;
Bu vakitte Emiri buralara getiren nedir? dedi. Emir;
Üç iş için geldim, dedi. Aralarında şu konuşma cereyan etti:
Neymiş bunlar?
Basra’ya gidip oraya yerleşmeniz. Dünyanın dört bir yanından ilim ta¬libleri sana gelirler ve böylece Zenci baskınından sonra harabe haline gelmiş ve terkedilmiş olan Basra da şenlenir.
Bu birincisi. İkinci iş nedir?
Çocuklarıma “Sünen”i okutup rivayet etmeniz.
Evet, üçüncüsü nedir?
Sünen’i rivayet için bizim çocuklara özel bir zaman ayırman. Zira halife ve emirlerin çocukları halk ile bir arada olamazlar.

İşte bu asla olmaz. Zira ilim konusunda yönetici de yönetilen de aynı¬dır, eşittir.
İbn Câbir demiştir ki, Emir’in çocukları diğer öğrencilerle beraber derse geldiler, ancak onlarla diğerleri arası bir perde ile ayrıldı.
Öte yandan Ebû Davud’un, ilmî hassasiyeti ve hakka bağlılığını, eş dost, akraba hatırı asla gölgeleyemezdi. Oğlu Ebû Bekr Abdullah hakkında “Oğlum Abdullah yalancıdır” demiş onun hadiste güvenilir biri olmadığını açık şekilde ortaya koymuştur.
Bu olaylar, büyük hadisçilerin aşağı-yukarı hepsinde görülen “hak yanlısı” olma ve İlmin şerefini herşeyin üstünde tutma titizlik ve cesaretini göstermek¬tedir. İlmî şahsiyetin en belli başlı gereklerinden biri belki de en önemlisi de bu tavırdır.

İlmi şahsiyette, ilmî murakabe ve denetime rıza göstermek de önemli bir unsurdur. Bu açıdan müellifimiz aynı olgunluk içindedir. Sünen’ini tasnif edince hocası Ahmed b. Hanbel’e arzetmiş ve onun denetimini sağlamış ve tasvi¬bini almıştır. Günümüzde ilmî ve akademik çalışmalar nasıl İhtisas Jürileri ta¬rafından tetkik edilir ve değerlendirilirse, geçmişte de ulemâ eserlerini, zamanın meşhur âlimlerine arzeder ve onların görüşlerini kendilerinden alırlardı. Bu, ilmi meslek edinmenin tabiî gereği ve sonucudur.

Şu Dört Hadis Müslümana Yeter

Ebu Davud, beşyüz bin hadis arasından seçtiği 4800 hadis ile meydana getirdiği Sünen’i takdim ederken, “müslümanın dini hayatı için 4 ha¬disin yeter” olduğunu söylemiştir. Bu dört hadisi şöyle sıralamıştır:

1. Ameller niyetlere göredir.

2. Malayâniyi terketmesi kişinin olgun mü’min olduğunu gösterir.

3. Kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe kişi kamil mü’¬min olamaz.

4. Helal bellidir, haram bellidir. Aralarında şüpheli bazı işler vardır…”

Daha sonra “medar-ı İslam” (İslam ahkâmının üzerinde dönüp durdu¬ğu esaslar) olarak benimsenecek olan bu değerlendirme, Ebu Davud’un ilmî Şahsiyeti’nin daha sonraki dönemlere de damgasını vurduğunun delilidir.

Vefatı

Ebû Davud 16 Şevval 275 Cum’a günü Basra’da 73 yaşındayken vefat etmiş, cenaze namazını Abbas b. Abdilvâhid el-Hâşimî kıldırmış ve Süfyân es-Sevrî’nin kabri yanına defnedilmiştir.

Sünen

Ebû Davud’un Sünen’ini tanımak için öncelikle hadis edebiyatı içinde sünen diye bilinen türü tanımak gerekir.

Tarihî bir gerçektir ki, ilk devirlerden beri hadisçiler ahkâm ve itikad ile ilgili hadislere ayrıca bir önem atfetmişlerdir. Yani hiçbir zaman bu iki konuya ait hadisleri meselâ târihî hadisler (meğâzî hadisleri) ile bir tut¬mamışlardır.

Bu genel tavrın bir neticesi olarak hicrî III. asrın ikinci yarısından itibaren hadisçiler, sadece ahkâm hadislerini toplamaya yönelmişlerdir. İşte bu yöne¬liş hadis edebiyatı tarihi içinde sünen’leri meydana çıkarmıştır.

Hadis edebiyatı çeşidi olarak sünen, taharetten vasiyyete kadar bütün fıkhı konulara dair hadisleri ihtiva eden eserlerdir. Bunları şöyle tarif etmek de mümkündür: Fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş ahkâm hadislerini içeren kitaplardır.

Sünen’ler fıkhı görüşle telif ve tasnif edildikleri için, genellikle Hz. Pey¬gamberin söz, fiil ve takrirlerini bize nakleden merfu’ hadisleri ihtiva ederler. Mevkuf ve maktu’ haberlere pek yer vermezler.
Bu mahiyette olmak kaydıyla sünen denilince ilk akla gelen, kütüb-i sitte’ye dahil olan sünen’lerdir. Bunların başında da, hiç şüphesiz. Ebû Davud’un Sünen’i yer almaktadır.

Adı

Ebû Davud’un eserinin sünen adını taşıdığında şüphe yoktur. Zira bizzat müellif Mekkelilere yazdığı mektubunda kitabını “Sünen” diye an¬maktadır. Ulema da onun eserini hep sünen olarak isimlendirmiştir.

İlk mi?

Ebû Davud’un ilk sünen müellifi, eserinin de ilk sünen olduğuna dâir beyânlar, mutlak olarak değil, bazı kayıtlarla kabul edilebilecek bir değerlendirmedir. Yani beş bine yakın ahkâm hadisini böylesine güzel bir tertib ile ilk kez Ebû Davud’un ortaya koyduğunu kabul etmek daha isabetli¬dir. İlk Şârih Hattabî’nin, “Din ilmi alanında benzeri telif edilmemiş çok değerli bir kitap… Ondan önce bu işi yapanı ve onun arkasından ona ben¬zer bir eser ortaya koyanı tanımıyoruz” sözlerini hep muhteva ve tertib açısın¬dan ilk ve benzersiz oluşu anlamında almak lâzımdır. Sünen’in bu müstesna du¬rumunu ulemâ pek canlı ifâdelerle anlatmaya çalışmışlardır. Meselâ Ebû Zekeriyya es-Sâcî; “Allah’ın kitabı İslam’ın aslı; Ebu Davud’un “Sünen”i ise İs¬lâm’ın mesnedidir” demiştir. İbnu’l-Arâbî elindeki Sünen-i Ebî Davud’u işaret ederek,”Din adına elinde Allah’ın kitabı ve şu kitaptan başka bir şey olmasa kişi, ilim adına hiçbir şeye muhtaç olmaz” demiştir. Hattâbî ise, sünen’i tanıtan mukaddimesinde tarihî açıdan önemli bazı bil¬giler de vererek şunları söyler:

Ebû Davud’dan önce, ahkâm, ahbâr, kıssalar, mevâiz ve âdâb gibi konu¬ların tamamını içeren Camiler ve Müsnedler gibi geniş eserler vardı. Fakat sadece Hz. Peygamberin kavil, fiil ve takrirlerinden ahkam yönü ağır basan sünen’leri bir araya getirmeyi kimse düşünmemis, böylesi bir özelleştirmeye, uzun ve karışık konular arasından ahkâmı özleştirmeye muktedir olmamıştır. Bu se¬beple Sünen-i Ebî Davud, hadis imamları ve haber âlimlerince beğenilmiş ve dün¬yanın dört bir yanından ilim talihleri Ebû Davud’a akın etmiş rihleler gerçekleştirilmiştir. Gazzâlî de “müctehide ahkâm konusunda yalnız başına Sünen-i Ebî Davud yeter” demiştir.

Sünen, müellifin büyük bir ihtimalle ilk eseridir ve Tarsustaki yirmi yıllık ikâmeti sırasında telif edilmiştir. 202’de doğan Ebû Davud’un 241’de vefat eden Ahmed b. Hanbel’e eserini takdim ettiği ve talebelerinden 6 kez baştan sona sünen’i kendisinden dinleyenlerin bulunduğu göz önüne alınırsa, Sünen’in ilk eseri olduğunu kabul etmek gerekecektir. Bunun tabii sonucu da kırk yıla yakın bir süre Ebû Davud’un Sünen’i okuttuğudur. Zira kendisi 275’de vefat etmiş¬tir. Vefat ettiği yıl kendisinden Sünen’i dinleyen talebeleri bulunmaktadır. Kırk yıl süre ile okutulan kitapta bazı çıkarmaların, takdim-tehirlerin ve hatta bazı ilâvelerin olacağı da bir başka tabiî sonuçtur.

Bu güzel kitap, müellif tarafından kaleme alınmış bir mukaddimeden yok¬sundur. Müellifin kırk yıla yakın bir süre okuttuğu kitabına bir mukaddime yaz¬mamış olması aslında insana garip gelmektedir. Ancak Buharî gibi diğer bazı müelliflerde de aynı durum görülmektedir. Ne var ki Sünen’den ayrı da olsa onu bize tanıtan müellifin kaleminden çıkma bir mektup elimizde bulunmakta¬dır: Risale ilâ ehl-i Mekke.

Muhtevası

Mısır, Mezopotamya, Mağrib ve İslam dünyasının bir çok bölgelerinde başlangıçtan beri muhtelif mezhep âlimlerince standart bir hadis kitabı olarak hüsnü kabul görmüş ve çokça okunmuş olan Ebu Davud’un Sünen’i, Concordance’a göre 40 kitap (bölüm) ve 1889 babtan meydana gelmektedir. Müelli¬fin kendi ifâdesine göre toplam 4800 hadis ihtiva etmektedir.

Özellikleri

Genellikle bab başlıkları altında oldukça az hadise yer verir. Bu onun en büyük özelliğidir. Durumu kendisi, Mekkelilere yazdığı mektubunda; “bir babta bir çok sa¬hih hadis bulunduğu halde, kitabın hacmi büyür düşüncesiyle, bir-iki hadis al¬makla yetindim. Böylece kitabın daha faydalı olmasını istedim” diye açıklamak¬tadır. Nadiren de olsa, bu genel durumun dışına taşıldığı bir kaç sayfalık ha¬dislerin yer aldığı bâb’lar görülebilmektedir. Meselâ “Babu sıfatı haccı’n-Nebiy” yedi sayfa tutmaktadır.

Genelde bab başlıkları (terceme) kısadır ve fakat herhangi bir görüş ortaya koyacak şekilde değildir. Bazen da “bâb” kelimesi “terceme”sizdir.(Mesela: Kitabu’l-lukata)
Pek sık olmamakla beraber, hadisleri, ilgileri dolayısıyla birkaç bâbta zik¬rettiği olur. Fakat bu halde asla hadisleri bölmez. Sadece hadis uzun ise, o takdirde ilgili kısmını vermekle yetinir.
Gerekli gördüğü yerde şahıs tanıtımı yapar (Kitabu’t-tahare, 4). Bazen bir râvî hakkında ileri sürülen iki ayrı isimle ilgili tercihli-tercihsiz açıklamada bulunur. Ya başkalarından naklen veya bizzat kendi görüşü olarak cerh ve ta’dilde bulunur (Kitabu’t-tahare, 6). Tasnif devri müel-liflerinde şu veya bu ölçüde görülen bu kısa kayıtlar, sonraları müstakil bir usûle varmak üzere ortaya çıkmış olan hadîs tenkidinin ilk misalleri sayılabilir.

Zayıf hadisleri belirtirken gerekçe zikreder. Me¬kânlar hakkında bilgi verir. Hadisin sebeb-i vürûdunu bildirir, kelime açıklar. Taz’îf ve tashih dışında bazı değerlendirmeler de yapar. Meselâ hadisi belli bir yöre âlimleri rivayet etmişse, bunu belirtir (Kitabu’t-tahare, 60).

Hadis ıstılahlarını yer yer kullanır.
Sünen’de hiç sülâsî rivayet yoktur.
On altı adet kudsî hadis bulun¬maktadır.

Hadislerinin Durumu

Ebu Davud’un Sünen’indeki hadisler Zehebî’ye göre 6 gruptur:

1. Şeyhân’ın (Buhâri ve Müslim) birlikte tahric ettiği hadisler (bunlar kitabın yarısını teşkil eder)

2. Şeyhân’dan sadece birinin kitabına aldığı hadisler.

3. Sahihân’da olmamasına rağmen senedi ceyyid olan ve aynı zamanda şaz ve i1let1i de olmayan hadisler.

4. İsnadı sâlih olan, iki ya da daha fazla 1eyyin tarikten geldiği için ulemânın kabul ettiği hadisler.

5. Râvideki hafıza noksanlığı sebebiyle isnadı zayıf kabul edilen hadisler (bu tür hadisler hakkında Ebû Davud çoğu kere sükût eder).

6. Râvisinin za’fı çok açık olan hadisler. (Bu tür hadislerin za’fını müellif çoğunlukla açıklar).

Bu durum, Ebu Davud’un, “fakihlerin delil olarak kullandıkları ahkâm hadislerini bir araya toplamak” gayesinin tabiî bir sonucudur. Böyle bir maksadla yola çıktığı için Ebû Davud, kitabına Sahih, hasen, leyyin ve amel edilebilir hadisleri almıştır. Çünkü ona göre aşırı derecede zayıf olmayan hadis, re’y ve kıyas’tan önde gelir.

Aslında Ebû Davud, Sünen’inde zayıf hadislerin mevcudiyetini bizzat kendisi söylemiştir. Ancak o, “muhaddislerin ittifakla terkettikleri” herhangi bir hadisi kitabına almamıştır.

Toptan bir değerlendirme ile “Sünendeki hadislerin hepsi Sahih’tir” demeye nasıl imkan yok ise “hepsi hasen’dir” hükmünü vermek de mümkün değildir. Birincisini söylemek müba¬lağa, ikincisi ise, üstünkörü bir hüküm olur. Zira Ebu Davud, zayıflığını belirterek, “o konuda sahih hadisin bulunmadığı” gerekçesiyle zayıf hadis de rivayet etmiştir.

O halde yapılacak toptancı değerlendirmeler yerine her hadis için ayrı ayrı hüküm vermek, müellifin tavrını dikkate almak daha isabetli ve ilmî bir tutum olacaktır.

Ebû Davud’un Sünen’i Buhârî ve Müslim’in Sahihleri ile mukayese edile¬cek olursa, Sünen, Sahihayn’dan hemen sonra gelir. Ulemâ, Sünen’i Sahihayn’a en yakın eser olarak kabullenmiş ve kütüb-i sitte’nin üçüncü (bazıları Tirmizî’den sonra dördüncü) sırasını ona ayırmıştır.

Şuna işaret edelim ki, Ebû Davud’da olup da altı muteber hadis kitabının diğer beşinde bulunmayan hadisler (Zevâid-i Ebî Davud) pek fazla değildir. Ebû Davud’un yalnız başına rivayet ettiği hadisler meselâ İbn Mâce’nin zevâidine kıyasla çok daha sağlamdır.
Ebû Davud’un Sünen’i, hadis kitaplarının ikinci tabakasına dahildir.

Rivayet Nüshaları

Ebû Davud’un Sünen’i, talebesinden yedi kişi tarafından rivayet edilmiştir. Bunlar şöylece sıralanabilir:

1. Ebû Ali Muhammed b. Ahmed b. Artır el-Lu’luî (333/944)

2. Ebû Bekr Muhammed b. Bekr b. Abdirrezzak b. Dâse et-Temmâr (346/957)

3. Ebû Said Ahmed b. Muhammed b. Ziyad el-Arâbî (340/951)

4. Ebu’l-Hasen Ali b. el-Hasen b. el-Abd el-Ensârî (328/940)

5. Ebû Usâme Muhammed b. Abdilmelik er-Ruâsî

6. Ebû Salim Muhammed b. Said el-Culûdî

7. Ebû Amr Ahmed bv Ali el-Hasen el-Basrî

En sahih ve yaygın rivayet, el-Lu’luî’ninkidir. Zira Sünen’i bir çok kereler müelliften dinlemiştir. En son dinlemesi ise, Ebû Davud’un vefat yılı olan 275’de gerçekleşmiştir.

Baskıları

Ebû Davud’un Sünen’i, Kahire, Delhi, Luknov, Haydarâbâd gibi merkezlerde defaatle basılmış¬tır. Muhammed Muhyiddin Abdülhamid’in tahkiki ile Mısır’da 1354/1935’de yapılan baskısı 4 cilt halinde ve hadisleri rakamlanmış vaziyettedir. Bu baskı 1950’de tekrarlanmıştır.
Ayrıca Halep’te Meâlimüs-sünen’le birlikte 5 cild halinde bir başka baskı¬sı daha gerçekleştirilmiştir.

Muteberdir

Şerhleri

Ebû Davud’un Sünen’ine birçok şerh yazılmıştır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

1. Mealimu’s-Sünen
Ebû Süleyman el-Hattâbî (388/998) fakih-muhaddis ve edip olarak, gerçek¬ten kendisinden sonrakilerin daima fikirlerine müracaat etmek ihtiyacını hisset¬tikleri bir Türk âlimidir. Hattâbî, elde mevcut bilgilere göre ilk şârih olarak Hadis Edebiyatındaki müstesna yerini Ebû Davud’un Sünen’ine yazdığı “Mealimu’s-sünen” adlı şerhiyle almış bulunmaktadır.
Mealimu’s-sünen, gerek müstakil olarak (Haleb 1351/1932) gerek Sünen’i Ebû Davud’un sayfa altlarına konulmak suretiyle basılmıştır.
Kendisinden sonra şerh yazan hemen herkes, Hattâbî’nin görüş beyân ettiği hadisleri açıklarken, Hattâbî’ye atıf yapma ihtiyacını hisseder.

2. Avnu’l-Ma’bud şerhu Süneni Ebi Davud
Ebu’t-Tayyib, Şemsu’l-hak el-Azimâbâdî başkanlığında bir ekip tarafından yazılarak onun ismiyle yayınlanmıştır. Bu Ebu Davud’un en yaygın şerhidir. Kelime açıklamalarına bilhassa yer vermektedir.
Avnu’l ma’bud, Abdurrahman Muhammed Osman’ın zabt ve tahkiki ve İbn Kayyım el-Cevziyye’nin şerhi ile birlikte 14 cild halinde basılmış bulun¬maktadır.

3. Bezlu’l-Mechûd halli Ebi Davud
Halil Ahmed b. Mecîd es-Sehârenfûrî (1346/1927)’nin ömrünün son on yılında, öğrencisi Muhammed Zekeriyyâ’nın yardımıyla telif ettiği bu şerhte Sünen’in metni harekesiz olarak sayfa başlarına konulmuş¬tur. Bu şerh özellikle Hanefi mezhebi esas alınarak hazırlanmıştır.
10 mücelled ve 20 cild halinde Muhammed Zekeriyya’nın ta’liki ile birkaç kez basılmış olan Bezlu’l-mechûd, Ebû Davud’un şerhleri arasında mahiyeti do¬layısıyla özel bir yere sahip bulunmaktadır.

4. el-Menhelu’l-azbi’l-mevrûd şerhu Süneni Ebi Dâvud
Mahmud Muhammed Hattâb es-Sübkî (1352/1933) tarafından dört mezhebin görüşlerine mümkün olduğunca yer vermek su¬retiyle kaleme alınmış olan el-Menhel ne yazık ki bitirilememiştir.
el-Menhel, kitabu’l-menasik’e kadar şerhedilmiştir. Bu haliyle 10 cild, beş mücelled halinde basılmıştır (1951). Şari¬hin vefatını müteâkib oğlu Emin Mahmud Hattâb “Fethu’l-meliki’l-ma’bud tekmiletü’l-Menheli’l-azbi’l-mevrûd” adıyla dört cild tekmile yazmıştır. Bu haliyle şerh, Sünen’in hemen hemen yarısını oluşturmaktadır. Ayrıca bir de miftah hazırlanmıştır.
Sünenü Ebî Davud, dilimize İbrahim Koçaşlı tarafından tercümesi yapılmış ve basılmıştır.

Diğer Eserleri

Ebû Davud’un bugün ismen bilinen eserleri vardır. Bunlardan 4 tanesi basılmıştır. Diğerleri de ismen tanınmaktadır.

Risaletuhu fi vasfı kitâbi’s-Sünen, yazma nüshası bu¬lunan bu mektubu M. Zahid Kevserî Kahire’de 1369 da neşretmiştir. Daha sonra müstakil baskısı da yapılan bu mektub, ¬İsmail L. Çakan hocamız tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
el-Merasîl: Mürsel hadislerle ilgili olan bu eser Kahire’de 1310’da basılmıştır.

Mesâilu’l-İmam Ahmed: Fıkıh konularına göre tertib edilmiş olan eser, Ahmed b. Hanbel’e tevcih edilen sualler ve cevaplan ihtiva etmektedir. Reşid Rıza’nın tahkiki ile Kahirede basılmıştır. Daha sonra ofset baskılan yapılmıştır.

Bunların dışında Ebû Davud’a ait eserler şöylece sıralanabilir:
el-Mesâil, en-Nasih ve’l-mensûh, Kitâbu’z-zühd, Tesmiyetu ıhveti’l-lezîne reva anhum el-hadis, Kitâbu’l-kader, Es’iletün li Ahmed b. Hanbel ani’r-ruvât ve’s-sikât ve’d-duafâ, Kitâbu’l-ba’s ve’n-nüşûr, Delâilu’n-nübüvve, et-Teferrüd fi’s-Sünen, Fedâilu’l-Ensâr, Müsnedu Mâlik, ed-Dua, İbtidau’l-vahy ve Ahbâru’l-Havâric.

(3329)