Dava Adamı

Dava Adamı; davasının sahibi olarak iman ettiği Allah’a kul olmanın ızdırabı altında inler. Kulluğu içselleştirir; Allah ile irtibatını güçlü tutar. Kalp ve ruh diriliğini ve duruluğunu, bedeninin ve dilinin öncesine alır. İman adına bir derinlik elde eder ve her geçen gün bu derinliği artırmanın gayretini verir.

Dava Adamı; temsiliyet makamında olduğunu hiç unutmaz. Temsiliyetin ise kâl/söz ile değil, hal/davranışlarla olacağını çok iyi bilir. Sözlerinin tesirini kıracak her türlü tavırdan kendini alıkoyar. İşi sadece helal ve haram noktasında sınırlandırmaz; bu iş ve söz davama gölge düşürür korkusu ile bazen helallerden bile vazgeçer.

Dava Adamı: yaşamak için yaşamaz, yaşatmak için yaşar. Onun kurtulma derdi vardır. Kurtulma derdi olduğu için kurtarma adına çırpınıp durur. Yüreğindeki ve aklındaki haritanın sınırları yoktur. Ne evi ile ne mahallesi ile ne şehri ile ne ülkesi ile bu işi daraltmaz. Büyük düşünür; ama büyük davaların küçük adımlarla elde edileceğini hiç unutmaz.

Dava Adamı; bir iş yapacakken yokları saymakla işe başlamaz. Var olanları düşünerek adım atar. Olumsuzluklara odaklanmanın şeytanın bir hastalığı olarak görür. Varken herkesin yapacağını, ama hiçbir davanın varlıklar içerisinde başarıya ulaşmadığını bilir. Tarihin kaderini değiştiren ne kadar adım varsa, bunların profesyonel, çok iyi yetişmiş insanların eliyle olmadığını, başarının inanç ve aşk ile kazanıldığını unutmaz.

Dava Adamı; hesabî değil, hasbidir. Bir adım atacağı zaman elde edeceklerini değil, elden çıkaracaklarını düşünür. Asla teşekkür, takdir, iltifat, alkış beklemez. Yapıldığında ise yüreğinde övünme adına hiçbir değişiklik olmaz. Bu manada iç dünyasında en küçük bir hareket olsa anında davasının sahibi olan Allah’a sığınır; istiğfar ve tevbe ile kalbine yeniden ayar verir.

Dava Adamı; asla neticeye takılmaz. Tohumu eker toprağa, hasadı Allah’a havale eder. Böyle bir hesaba girmeyi haddi aşmak olarak görür. O’nun rızası için atılan hiçbir adımın zayi olmayacağına iman eder. Kendine düşeni son noktasına kadar yapar, gerisinin ise arkasına düşmez. Karşılığını görünce sevinir, görmeyince ümitlenir. Kendisi kışı yaşar, hayatı her an kış gibi çetin olur; ama baharı hep yüreğinde taşır.

Dava Adamı; gururdan ve kibirden şeytandan kaçar gibi uzak durur. Onun amacı gül yetiştirmektir. Gül toprakta yetişir. Toprak gibi tevazu ve mahviyet sahibi olmazsa, güllere zemin olamayacağını unutmaz. Bundan dolayı yersiz izzet ve onur hesaplarına girmez. Bazen izzetini de davasının hatırına ayaklar altına almayı bilir. Küçük şeyleri gözden çıkarmayanın büyük şeyleri elde edemeyeceğinin şuurunda yürür.

Dava Adamı; gıybeti zinadan daha eşed/şiddetli, kanserden daha tehlikeli ve virüsten daha yıkıcı olarak görür. Asla gıybet etmez, ettirmez, edilince dinleyen bir kulak olmaz. Kardeşlerinin arkasından konuşmayı davasına ihanet olarak görür. Gıybetin olduğu yerde, rahmetin olmayacağı hakikati ile yürür. Şeytana ve şeytanın adamlarına fırsat vermemek için bu konuda oldukça hassas davranır.

Dava Adamı; hayatının en büyük tuzağının rahat olduğunu bilir. Rahatın rehaveti, rehavetin ise tembelliği ve uyuşukluğu getirdiğini unutmaz. Bir işte yorulduğunda yatarak değil, başka bir işe geçerek dinlenebileceğinin şuurunda olur. Rahatı bu dünyada değil, cennette ve ona giden yollarda arar. Bunun için de şartlar ne olursa olsun koşar. Davası için koşmayı hayatının esası edinir. Koşmadan, yorulmadan, terlemeden bir şey olmayacağını çok iyi bilir.

Dava Adamı; asla arkasına bakmaz. Bir iş yapacağı zaman “ben” deyip ortaya atılmayı bilir. Arkaya bakarak yürünemeyeceğinin şuurunda olduğu için, arkasına değil önünde yürümüş büyüklerin ayak izlerini takip eder. Yanındaki bazı kardeşlerinin ihmali onu menfi bir anlamda etkilemez. Her insanın başka bir insanın imtihanı olduğunu unutmaz. Kardeşlerinin yapmadıkları işleri bile yapar, kim yaptı diye sorulduğunda da beraberce yaptık deyip onu da işe dâhil etmenin saadetini yaşar. Tüm kardeşlerine dava yolunda yürümenin adabını sözü ile değil, hayatı ile öğretir.

Dava Adamı; bir irade kahramanıdır. O, iradesinin hakkını vererek kin, nefret, dünyevi hırs, haset, bencillik, şehvet ve başka hastalıklara karşı sürekli savaş halindedir. Bu hastalıklarla savaşı hayatının sonuna kadar sürdürür. Bütün meselenin iradeden geçtiğini unutmaz. Savaşlarda sırtı yere gelmeyen nice pehlivanların şehvet kurbanı, şöhret kurbanı, mal kurbanı, hased kurbanı olabileceklerini unutmaz. Bundan dolayı da o sürekli teyakkuz halinde olur.

Dava Adamı; bütün güzellikleri, iyilikleri ve başarıları Allah’tan; sıkıntıları, eksiklikleri ve yanlışları ise nefsinden bilir. Ortaya çıkan muvaffakiyetleri asla nefsine mal etmez. “Ben yaptım, oldu; Ben olmasaydım olmazdı; Benim dediğimi yapsaydınız daha iyi olurdu” demeyi şeytanın sözü sayar. Yapan kendisi olsa bile; “atan bendim, ama vuran O’ydu” bilincinde yürür. Bu konuda sürekli nefsini hesaba çeker ve asla muhasebenin ipini gevşetmez.

(3429)