Bereketlenen Zamanlar ve Zeminler

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu Sahabe’den sonraki nesillerin, hadislerin muhafaza ve intikalinde oynadıkları rolün önem ve değeri idi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Bereketlenen Zamanlar ve Zeminler” üst başlığında, Tabiîn ve Etba-i Tabiîn neslinin en gözde isimlerinin üzerinden çok önemli mesajlar verdi. Özellikle biz nasıl zaman ve zeminlerimizi bereketlendirebiliriz konusunda aydınlatıcı bilgileri bizlerle paylaştı.

Dersten Cümleler                                             

Abdullah b. Mes’ûd’un (ra): “Ortadan kalkmadan ilme sarılmalısınız. Onun ortadan kalkması ilim sahiplerinin yok olup gitmesidir. İlme sarılınız; çünkü siz ona ne zaman muhtaç olacağınızı bilemezsiniz. Öyle insanlarla karşılaşacaksınız ki, Kur’an’ı arkalarına attıkları halde, sizi Allah’ın Kitabı’na çağırdıklarını iddia edeceklerdir. İlme sarılınız! Bidatleri ortaya çıkarmaktan uzak durunuz. Gereksizce detaylara girmekten, size faydası olmayan şeylere dalmaktan da uzak durunuz. Siz eskiye sarılınız” (Sünen-i Dârimi, 1/53)

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da onları takip edenlerdir.”

Bu hadisi bize nakleden İmrân b. Huseyn (ra)’dır. Hadisin buraya kadar olan kısmını naklettikten sonra diyor ki: “Resûlullah (sas) “Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti tam bilemiyorum.”

“Bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki, kendilerinden şahidlik istenmediği halde şahidlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimad olunmazlar. Nezirlerde (adak) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında (tembellikten dolayı) şişmanlık zuhur eder.”

Bir rivayette şu ziyade var: “Yemin talep edilmeden, yemin ederler.” (Buharî, Şehâdât, 9, Fezâilu’l-Ashâb, 1, Rikak, 7, Eymân, 27; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe, 214; Tirmizî, Fiten, 45, Şehâdât, 4; Ebû Dâvud, Sünnet, 10; Nesâî, Eymân, 29)

Âlimlerimiz, Selef-i Sâlihîn ve Halef-i Sâdikîn yada Mütekaddimûn ve Müteahhirûn uleması şeklinde de nitelendirilebilir…

Hadis tarihi kitaplarımızda genelde dönemler, dört ana başlık altında ele alınır:

Hıfz Dönemi
Kitabet Dönemi
Tedvin Dönemi
Tasnif Dönemi

Hadis Tarihini biz 8 başlık altında ele almalıyız:

1. Doğrudan anlatım ve uygulama dönemi (Nübüvvet dönemi)
2. Şifahi anlatım ve Hıfz Dönemi (Sahabe dönemi)
3. Kitabet ve Takyîd Dönemi (Nübüvvet ve Sahabe dönemi)
4. Tedvîn/Toparlama Dönemi (Tabiîn dönemi)
5. Tasnîf/Sınıflandırma Dönemi (Tebei’t-Tabiîn dönemi)
6. Şerh/Açıklama Dönemi (Tebei’t-Tabiîn dönemi ve sonrası)
7. Taklit ve Doktrin/Mektepleşme Dönemi (Güçlü şerhlerin oluşması sonrası dönem)
8. Anlama ve Kavrama Dönemi (Devam eden dönem)

Zaten bereket dediğiniz şey, akılları durdurur…

Hz. Ömer döneminden itibaren başlayan Küttaplar, sonrasındaki ilim halkaları, mescidler ve medreseler…

Ümmetin Hâkimi olan Ebû’d-Derda, Şam’da tam bir seferberlik başlatmıştı. Şam’ın Mescidinden 10’nar kişiden oluşan tam 160 halka oluşturmuştu. 160 halka kaç talebe ediyor; 1600 talebe…

Tabiin neslinin sika, güvenilir âlimlerinden biri Enes b. Sîrîn naklediyor: “Cemâcim vakası öncesi Mekke’ye geldim ve burada hadis öğrenen dört bin kişi gördüm. Bu dört bin kişiden dört yüzünün fakih olduğu söylenirdi.” (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 135)

İbn Sa’d’ın Tabakâtı’nın, 7. 8. ve 9. ciltleri Tabiîn ve Etba-i Tabiîn neslinden bahseder. 7. ciltte 890 şahıs, 8. ciltte 1350 şahıs, 9. ciltte 1272 şahıs anlatılır. Bazı tekrar isimler de vardır, ama bu üç ciltte tam 3512 şahıs anlatılır.

Sohbeti Risaletin üç tesiri vardır: İnsibağ/ Boyalanma, İn’ikas/ Yansıtma ve İncizab/Cezbe yani heyecan…

Bereketin kaynağı nelerdir?

1. Derin ve güçlü bir Haşyet
2. Sağlam ve sarsılmaz bir Hassasiyet
3. Büyük ve kapsamlı bir Hamiyet
4. Tükenmeyen ve yenilenen bir Hamaset
5. Temsil edilen ve yansıtılan bir Heybet

Abdullah b. Ömer (ra): “Gelin Şa’bi’nin yanına gidelim ve ondan biraz siyer dinleyelim!” Niye diye soranlara? “Sanki bizimle yaşamış gibi anlatıyor…”

Tabiîn neslinin önemli isimlerinden biri olan İmam Şa’bî (v.104): “Keşke ben ilmimden yeteri kadar nakletseydim ve fazlalaştırmasaydım. Böyle yaparak lehime ve aleyhime olan delilleri çoğaltmasaydım.” (Tezkiretü’l-Huffâz, 1/77)

Tebeu’t-tâbiîn neslinin önemli muhaddislerinden ve ricâl âlimlerinden Şu’be b. Haccâc (v. 160/776): “Hadis rivayetinde tedlis, benim nazarımda zinadan daha şiddetlidir, daha ağır bir günahtır.”

Sözün devamı şöyledir: “Benim için, gökyüzünden baş aşağı yeryüzüne düşmek, hadiste tedlis yapmaktan daha ehvendir, daha iyidir.” (Mukaddimetu’t-Temhid, s.5)

Başka bir sözünde: “Şu sarayın veya benzeri bir yapının tepesinden kafamın üzerine düşmem, sizlere; ben ondan duymadığım halde tanıdığınız bir adama atfen, ‘falan dedi, ben bunu ondan işittim’ dememden daha iyidir.”  (Mukaddimetü’l-Cerh ve’t-Ta’dil, s. 174)

Hâlid el-Hazzâ şöyle derdi: “Bizler Ebû Kılâbe el-Cermî’ye giderdik, (Tabiîn neslinden Muhaddis ve fakih, v. 104/722) bizlere sadece üç tane hadis rivayet ederdi. Biz daha çok etmesini beklerken: “Çok rivayet ettim, çok rivayet eden çok hata eder, benden bu kadar” derdi. Ne kadar ısrar etsek, bir mecliste üç taneden fazla hadis rivayet etmezdi.”  (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 145-146)

Tebeu’t-tâbiîn neslinin muhaddis hafızlarından Mis’ar b. Kidâm’a (v. 155/772): “Ne kadar şüphecisin?” denildiğinde cevaben: “Bu kesin bilginin/yakînin savunmasıdır. Kimin adına konuştuğunuzu unutmayın, ona göre hareket edin!” derdi. (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 132)

Mısır diyarının muhaddisi Yezid b. Ebî Habib derdi ki: “Bir hadis işittiğinizde, kaybolmuş bir şey nasıl aranırsa onu öyle arayın, öyle araştırın; neticesi eğer bilinirse onu alın, bilinmezse onu bırakın!” (el-Cerhu ve’t-Ta’dil, 1/19)

Amr b. el-Muhelleb el-Ezdi diyor ki: “Zâide b. Kudâme (v.161/777)  herhangi bir kimseyi imtihan etmedikçe ona hadis anlatmazdı. Eğer gelen talebe yabancı ise ona nereli olduğunu sorardı. O beldeden kimleri tanıdığını iyice ondan öğrenirdi. Eğer belde ehlinden biri ise bu kez namaz kıldığın yer neresi diye sorardı. Hâkimin delil sorması gibi sorgulardı. Kendisine cevap verildikçe de sormaya devam ederdi. Eğer o şahsın bir sıkıntısını görürse, özellikle bidat ehli biri olduğuna kanaat getirirse ona bir daha bu meclise gelme derdi. İyi biri olduğuna kanaat getirdiğinde onu kendisine daha da yaklaştırır, yakınlaştırır ve hadisleri öylece anlatırdı. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda ise cevaben: ‘Bu ilmin, ona ehil olmayan kimselerin eline kalmasından ve bunların daha sonra kendilerine ihtiyaç duyulacak imamlar haline gelip de bu ilmi suiistimal etmelerinden korkuyorum.’ derdi.” (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 142)

Tabiîn neslinin bir başka imamı olan Abdullah b. Avn: “Bu ilim, kendisinden bu ilmin talep olunabileceğine dair şahitlik edilenden başkasından alınmaz!” (el-Cerhu ve’t-Ta’dil, 1/28)

Tebeu’t-tâbiîn neslinin önemli hadis âlimlerinden Süfyan b. Üyeyne, bir çocukluk hatırasını anlatıyor, diyor ki: “Babam Kufe’de sarraf idi. Bilahare Mekke’ye taşındık. Öğle namazı için mescide gittiğimizde ben kapıya doğru yöneldim ve orada bineğinin üzerinde bir şeyh/âlim gördüm. Bana, ‘Ey Çocuk! Şu bineğime sahip ol da namaz kılıp geleyim!’ dedi. Kendisine cevaben: ‘Hayır, ama bana hadis anlatırsan olur!’ deyince adam: ‘Sen hadisi ne yapacaksın?’ dedi ve yaşımdan dolayı beni küçümsedi. Kendisine, ‘Bana hadis anlat!’ dedim. Israrlarıma dayanamadı ve bana falan falan hadisi nakletti. Tam 8 tane rivayet bana aktardı. Bunun üzerine ben bineğine sahip çıktım, o şeyh de namaza gitti. Namazdan döndükten sonra bana teşekkür etti, sonra dedi ki: “Sana anlattıklarımın bir faydası oldu mu bari, beni o kadar meşgul ettin.” Ben kendisine dedim ki: “İstersen bana anlattığın tüm hadisleri sana tekrar edeyim.” Bunun üzerine teker teker rivayetleri o şeyhe aktardım. Bunun üzerine Şeyh o kadar sevindi, o kadar sevindi ki bana: Allah seni mübarek eylesin, yarın meclise gel, benim hadis meclisime katıl!” dedi. Meğer o şeyh Amr b. Dinar’mış.” (v.126) (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 171)

Tabiîn neslinin âlimlerinden İsmail b. Recâ, gençleri ve çocukları toplar, özellikle onlara hadisleri öğretirdi. Kendisini bu konuda eleştirenlere derdi ki: “Bu çocuklar, yarın bu ilmin muhafızları, koruyucuları olacaklardır.”  (Zuheyr b. Harb, Kitabü’l-İlm, s. 190)

Aslen Taberistanlı olan, Tabiîn neslinin en önemli simalarından olan Hadis, kıraat ve ferâiz sahalarındaki otoritesi ile tanınan el-A’meş’in işi gücü gençlerdi. Bir gün kendisini biri tenkit etti: “Şu çocuklara mı hadis öğretiyorsun?” dediler. Dedi ki: “Bu çocuklar, senin dinini yarın muhafaza edecekler!”  (Şerefü Ashabü’l-Hadis, s. 102)

Meşhur Tabiîn âlimi Hasan-ı Basrî’nin abisi olan Mutarrıf b. Abdillah talebelerine hitaben demiştir ki: “Vallahi benim sizlerle bir arada bulunmam, ailemle bir arada bulunmaktan bana daha sevimlidir. Çünkü bu ilmi taşıyacak olanlar sizlersiniz.”  (Şerefü Ashabü’l-Hadis, s. 102)

Süfyân-ı Sevrî: “Evet, ilim ayağa gitmez, ilmin ayağına gelinir ama eğer talebelerim bana gelmezlerse vallahi ben onlara ders vermek için evlerine giderim.” (Şerefü Ashabü’l-Hadis, s. 103)

Hamiyetin bir göstergesi ise Hadis Müzakereleri meselesidir.

İbn Abbas talebelerine şöyle diyor: “Hadisleri müzakere ediniz ki, elinizden kaçıp gitmesin. Zira o Kur’an gibi değildir. Kur’an toplanmış ve korunmuştur. Eğer sizler hadisleri müzakere etmezseniz elinizden çıkar ve gider. Sizden hiç kimse ‘dün itibariyle hadis rivayet ettim, bugün etmem’ demesin. Dün rivayet ettin. Bugünde rivayet et, yarın da… Ayrıca bizden ne duyarsanız, kendi aranızda onu iyice müzakere edin ki hafızalarınızdan silinip gitmesin.”  (Şerefü Ashabü’l-Hadis, s. 99)

Abdurrahman b. Ebî Leyla: “Hadisin ihyası onu müzakere etmektir. Hadisleri müzakere ediniz. Zira hadis, başka bir hadisi çağrıştırır.” (Şerefü Ashabü’l-Hadis, s. 100)

“İmam Malik, yaşı ne kadar ilerlediyse de asla hayatından çıkarmadığı bazı ilkeleri vardı. Ne gibi? Mesela o hadis dersine çıkmadan önce namaza çıkar gibi güzelce abdestini alır, en güzel elbiselerini giyer, sakalını tarar, sarığını güzelce sarar, öylece rahlenin başına geçer. Kale Resulullah (sas) dediğinde sanki hayat dururdu. Ona niçin böyle yaptığı sorulduğunda: “Biz Resulullah’ın sözlerini aktarıyoruz, O’nun sözüne ihtiram, O’nun kendisine ihtiramdır.” diyordu. (el-Muhaddisü’l-Fâsıl, s. 147)

Sa’id b. Müseyyeb için talebeleri der ki: “Duruşunu düzeltmeden, sesini ayarlamadan, kendisine çeki düzen vermeden asla bir hadis rivayet etmezdi.”

Artık hayatının son demleri hasta yatağında, ama talebeleri yine onun etrafında bir hadis rivayet edeceği zaman: “Beni doğrultun. Zira ben, Resulullah’ın (sas) hadisini yatakta serilmiş bir halde rivayet etmek istemiyorum.” diyordu. (İbn Abdilberr, Cami’u Beyani’l-İlm ve Fadlihi, II/199)

Mutarrıf b. Abdillah eş-Şıhhîr’in iki sözü:

“Bütün gece uyuyup sabahleyin bundan dolayı pişmanlık duymak, sabaha kadar ibadet edip sabahleyin yaptığıyla övünmekten daha iyidir.”

“Bütün dünya karşılığında bir defa bile yalan söylemek, asla benim razı olacağım bir durum değildir!”

“Vallahi bizler, Kur’an’a bedel arama peşinde değiliz, aksine sadece Kur’an’ı bizden daha iyi bilenin sünnetini, mirasını öğrenmenin peşindeyiz. Bizim derdimiz budur, bundan başka da derdimiz yoktur.”  (İbn Abdilberr, Cami’u Beyani’l-İlm ve Fadlihi, II; 191)

(250)