Şahitler Kervanı

Şahitler Kervanı

Ehli Beyt Mektebi derslerinin dönem sonu son dersinde, Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Şahitler Kervanı” başlığında Kerbela sonrası hadiseleri anlattı. Yaz aylarının değerlendirmesi ve Suffa Meclisleri programının müjdelerini verdi.

Dersten Cümleler

· Şehitler Kerbala’nın meydanında kendilerine yakışan tavrı ortaya koymuş, kanları ile cedleri Muhammed’in dinini sonuna kadar savunmuşlardı.

· Hz. Hüseyin’in zalim kılıçlar altında doğranırken bir taraftan da Kufelilere diyordu ki: “Siz beni davet ettiniz, bende geldim, ama şimdi bana kılıçları reva gördünüz. Siz beni davet ettiniz, sonra burada beni Yezid’e biat etmem konusunda ikna etmeye çalıştınız. Ben Yezid’e biat etseydim, Medine’de biat eder, zilleti orada kabul ederdim. Ama ben biat etmedim, etmeyeceğim de… Çünkü zillet bizden uzaktır. Zillet bizden uzaktır.”

· Kılıçların altında parçalanırken Hz. Hüseyin tarihe kan ile yazılan o sözünü haykırıyordu:

Kanımla yükselecekse ceddim Muhammedin dini
Ey Kılıçlar doğrayın beni, alın bedeni mi!

· Kervanın başı bir hanımdı; babası Ali, annesi Fatıma, abileri Hasan ve Hüseyin olan bir hanım… O günler 52 yaşında olan bu hanım Hz. Zeynep’ti. Abilerinden küçüktü, ama annesi Fatıma tarafından abilerine anne olarak atanmıştı.

· O konuştuğunda babası Ali’yi, sustuğunda annesi Fatıma’yı, yürüdüğünde abisi Hasan’ı, haykırdığında diğer abisi Hüseyin’i andırıyordu.

· Şahitler kervanın erkek rehberi o günler 23 yaşlarında olan Ali b. Hüseyin yada meşhur adı ile İmam Zeynelabidin’di.

· Diğer bir erkek o günler 4 yaşında olan Ömer b. Hüseyin’di. Babasının oğlu birisiydi.

· Şahitler kervanın içerisinde yine bir hanım görüyoruz. Babası Ali, annesi Fatıma olan, Hz. Ömer’in hanımı olan, Hz. Ömer şehit edilince Hz. Cafer’in oğlu Avn ile evlenen, ondan sonra da yine iki ayrı evlilik yapan dirayet kahramanı bir hanım… O Hz. Fatıma’nın en küçük kızı olan Ümmü Gülsüm’dür.

· Yine o kervanın içerisinde Hz. Hüseyin’in üç kızını da görüyoruz. Zeynep, Fatıma ve Sukeyne… Üçü de birbirinden âlime, mücahide, abide hanımlar… Ve daha nice hanım ve çocukları görüyoruz o kervanda…

· Şahitler kervanı Kerbala’nın meydanından Kufe’ye, İbn Ziyad’ın sarayına götürülürken, günlerdir yollarda üstleri başları perişan hallerde, o acı olayları yaşadıkları için ciddi sıkıntılar içinde ihanet şehri Kufe’ye giriyorlardı. Kufeliler onları o hallerde görünce ağlamaya, başlarına topraklar saçmaya, ellerine zincirler alıp kendilerini dövmeye başlıyorlardı. İmam Zeynelabidin onların bu halini görünce Halası Zeyneb’e dedi ki: “Bunlar bizim için mi ağlıyorlar? Bizim için mi yakınıyorlar?” Hz. Zeynep “evet” dedi. İmam Zeynelabidin dedi ki: “Peki, bizleri katleden bunlar değil miydi”

· Beşir b. Hüzeymi el-Esedi naklediyor. Hz. Zeynep insanları susturduktan sonra dedi ki: “Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a… Salât dedem Muhammed’e, tertemiz kılınmış ve seçilmiş âline. Ey Küfe halkı, ey hilekâr ve düzenbazlar şimdi siz bize mi ağlıyorsunuz? Gözyaşlarınız hiç dinmesin ve feryatlarınız hiç susmasın! Siz, iplerini iyice ve sıkıca dokuyan ve sonra da (dokuduğunu) söken bir kadın gibisiniz. Yeminlerinizi hile ve hıyanetinize siper edindiniz, iman bağı kurup sonra kopardınız.

Kendinizi övmekten ve fesattan başka bir şey bilmezsiniz. Cariyeler gibisiniz, içiniz kin ve yağcılık dolu olduğu için düşmanlara gammazlık edersiniz. Siz temiz olmayan topraklarda yeşeren bitkiler gibisiniz, yenmez; kabirleri süsleyen gümüş gibisiniz, kullanılmaz. Öbür dünyanız için öylesine kötü bir yol azığı aldınız ki, bu Allah’ın gazabına sebep oldu ve ebedi azap hazırlandı sizler için. Bizi öldürdükten sonra bir de kalkıp bize ağlıyor ve kendinizi zemmediyorsunuz öyle mi? Evet, andolsun

Allah’a, çok ağlayın ve az gülün. Çünkü siz öyle bir leke ve zilleti kabullendiniz ki hiç bir suyla yıkanmaz. Cennet gençlerinin efendisi olan Peygamber evladının, savaşlarda ve sıkıntılarda sığındığınız insanın, düşmanlar karşısında hüccet ve kılavuzunuz, din ve şeriatı kendisinden öğrendiğiniz insanın öldürülmesine ellerinizi bulaştırtınız. Söyler misiniz leke bir suyla nasıl temizlenebilir? Bilmiş olun, büyük bir günah işlediniz ve vebaliniz çok büyüktür. Allah’ın rahmetinden uzak düştünüz ve kahra muhatap oldunuz. Bu haliniz sizi rezil etti, elleriniz ziyankâr oldu, muameleniz de hüsranınıza sebep oldu. Şüphesiz Allah’ın gazabına döndünüz, zillet ve meskenet çevreledi sizi. Eyvahlar olsun size ey Küfe ehli! Resulullah’ın (s) ciğerini parelediniz, haberiniz var mı? Hicab ardında bulunan peygamber ailesini perdenin dışına çıkardınız. Onun nasıl bir kanını akıttınız, bilir misiniz? Hürmetini ayak altına aldınız! Ne kadar da kötü yaptınız, ne de büyük bir musibet çıkardınız! Yer ve gök büyüklüğünde bir zulüm işlediniz! Gökyüzünün kan yağmasına hayret mi ettiniz? Şüphesiz kıyametin azabı daha çetin ve aşağılayıcıdır, o gün size yardım edecek olmayacaktır. Allah’ın size vermiş olduğu bu mühlet sakın sizi hafifletmesin, haddinizi aştırmasın, çünkü Allah intikam almada acele etmez ve intikam hakkını kaybetmekten de korkmaz. Şüphesiz ki Rabbiniz beklemektedir.”

· Ravi diyor ki: Andolsun Allah’a, bu sözler karşısında halkın hayrete düştüğünü gördüm, ağlıyor ve ellerini ısırıyorlardı. Yanımdaki yaşlı adam o kadar ağlamıştı ki yüzü ıslanmıştı ve “Babam ve anam size feda olsun. Yaşlılarınız yaşlıların en hayırlısı, gençleriniz gençlerin en hayırlısı, kadınlarınız kadınların en hayırlısı ve hanedanınız da hanedanların en hayırlısıdır. Vallahi sizler öyle bir ailesiniz ki ne zelil olursunuz ne de mağlub!”

· Esirler Şam sarayına doğru götürürlerken, bir müddet Emevi Camiisinin avlusunda bekletildiler. O anda yaşlı bir Şamlı, İmam Zeynelabidin’in yanına yaklaştı ve dedi ki: “Hamdolsun Allah’a ki, sizleri helak etti, asi erkeklerinizi öldürerek şehirlerimize asayiş verdi. Ve müminlerin emiri Yezid’i muzaffer kıldı!”

· Yaşlı zat dedi ki: “Allah Yezid’i kahretsin bize Osman’ın katillerini yakaladım, bana baş kaldıran asileri öldürdüm ve asayişi sağladım!”

· “Allah sana lanet etsin Ey Yezid! Sen Peygamber’in çocuklarını saraya Rum esirlerinin getirildiği gibi mi getirdin. Vallahi ben bunları Rum esirler zan etmiştim!” dedi.

· Ebû Berze el-Eslemi daha fazla dayanamayarak dedi ki: “Çek o zalim kırbacını Hüseyin’in başından ey Yezid! Senin oynadığın o başı defaatle ben Resulullah’ın öptüğüne şahit oldum. Vallahi onun şefaatçisi kıyamet gününde dedesi Resulullah, ama senin şefaatçin ise Mercane’nin oğlu İbn Ziyad olacaktır.”

· “Ey Hüseyin! Ey Allah’ın Habibinin Habibi! Ey Kadınlar âleminin sultanı Fatıma’nın evladı! Ey Mustafa’nın kızının evladı!”

· Onun bu halini Hz. Hüseyin’in kızı Sükeyne şöyle anlatmıştır: “Vallahi biz Yezid’den daha hayırlı bir kâfir görmedik. O bize çok iyi davrandı, şöyle yaptı böyle yaptı.”

· İmam Zeynelabidin diyecekti ki: “Yakup, İshak gibi bir peygamberin oğlu, İbrahim gibi bir peygamberin torunu idi. Allah ona 12 tane oğul vermişti. Sadece bir tanesini Yusuf’u ondan uzaklaştırınca, Yakup Yusuf’u buluna kadar ağlamıştı. Bırakın beni öyleyse ağlayayım. Ben Yusuf’unu yitiren Yakup değil, gözleri önünde babası, kardeşleri, amcasının çocukları katledilen Hüseyin’in oğlu Ali’yim. Onların başlarının gövdelerinden ayrıldığını gören insanım, ben ağlamayım da ne yapayım!”

· Son dört dersin üzerinden şu dört temel mesajı hiç unutmamamız gerekiyor. Nedir bu mesajlar?

1- Eğer cehalet ve taassup bir toplumun en önemli azıkları olmuşsa, sen isarı kendine ilke edinmeli, yaşatmak ve kurtarmak için varlığını çağın Kerbalalarına feda etmelisin.

2- Eğer ahiret öncelikli değil de, dünya öncelikli yaşarsan, mevki, makam, şan, şöhret, şehvet emelin olursa, yüreğin Hüseyinle olsa bile, ellerinde onun kanı olarak Allah’ın huzuruna gidebilirsin.

3- Eğer hayatını imanına şahit kılarak yaşayabilirsen, konuşsan çağın Alisi, sussan Fatıması, yürüsen Hasanı, haykırsan Hüseyini, otursan Zeynebi, ağlasan Zeynelabidini olabilirsin.

4- Eğer sana gelen haberin kaynağını iyice araştırmayıp, fasıkların her söylediğine rinanırsan, Peygamberin ailesine bile asiler ve esirler muamelesi yapabilirsin.

· Yaz aylarını nasıl geçirelim?
· Avrupa’daki kardeşlerimize dua…
· Suffa Meclisleri…

(1897)